Kim kızlar için gün başladı

Hiç nasıl insanlar hakkında bilmek istiyorsa bu gün bir doğru adrestesiniz Kik kızların pek çok kullanıcı adlarınız. Dışında bir kızın seksi resimden ateş gibi çalışan başka bir şey Kik üzerinde kullanıcı adıdır. uygulama üzerinde bir adam doğru zamanda sizinle orada adınızı çekici bulur ve sohbetler bulunmaktadır. ilginç konuşma ve Selfie'ler değişimi ... Kızlar haberleri ve güncel son dakika gelişmeleri için tıklayın! Kızlar ile ilgili tüm video, fotoğraf ve haberler Hürriyet'te Sevgili Geçmiş oyuncuları dediğimiz de ne başta dizide yer alacak baş rol de kim olduğu soruları merak ediliyor. Star TV için Süreç film gerçekten elini taşını altına koymuşa benziyor. 2019-2020 sezonunda Star TV ekranlarında karşımızda olacak olan dizi kimler var kimler. '1986 yılında, 16 yaşında iken, adam zengin diye biriyle evlendirdiler imam nikahıyla, bir ay sonra ayrıldık ve eve geri döndüm, 1994’de evlenmem için ailemden baskılar artmaya başladı, resmi nikahla bir garsonla evlendirdiler. Sevgililer Günü için daha çok yan yana kızlar ya da üzeri kalpli köpüklerle bezenmiş kahve fotoğrafları var… ‘Kapanma’ partisi, taç giyme merasimleri, bunlar için yaptırılan pastalar; dini vecibeleri canlı yayında eğlenceye dönüştürme hali… KIZ GÜCÜ VE MARKALAR. Fotoğraflara yapılan yorumlar ise daha da ilginç. Karlı bir gün! Gumball, Darwin ve Anais yarış yapmak istiyorlar. Hadi onlara katılalım! Karakterini seç ve kaymaya başla! Bakalım kim kazanacak? Yokuş aşağı kayma yarışı başladı! Karakterini kontrol etmek için Ok tuşlarını kullan. Engellere çarpma ve yıldızları topla. Yeniden başladık. Kızlar ve Oğlanlar yeniden sahnede. Gülmeye, haykırarak ağlamaya ve bunu sizinle yapmaya çok ihtiyacım var” sözleriyle ifade etti. Yönetmenliğini İbrahim Çiçek’in üstlendiği ‘Kızlar ve Oğlanlar’ güzelliğin, aşkın, çocuğun, evin, paranın ve başarının değerini konu alıyor. Genç kızlar gönüllü olarak ileri atılır ve bereket tanrısının dokunuşundan paylarını almaya çabalarlardı. İnanışa göre bu dokunuş sayesinde doğurganlıkları kolaylaşacaktı. ... Oysa seninle her gün sevgililer günü benim için Her sabah yanında uyandığım,nefesini hissettiğim Her sabah kokladığım teninle her ... İkimizde birbirimizle yatmak için can atıyor,uzaktayken arzuluyorduk. Merak ettiğim uzaktayken böyle arzu doluysak, bir gün yakınlaştığımızda bu büyü bozulur muydu? her şey biter miydi? belki de birbirimizi asla olmayacağı için istiyorduk. Olduğu taktirde vazgeçecektik. kim bilir? Gün içinde hiçbir fiziksel aktivite yapmadığımız için ne yazık ki hamlamalar başladı. Ben Chloe Ting’in egzersiz videolarından ilerliyorum, siz bildiğiniz ya da daha önceden beri uyguladığınız hareketlerden gidebilirsiniz. ... Ana Sayfa > #EvdeKal > Kızlar Evde! Kim Demiş Evde Sıkılıyoruz Diye, Bakın Bütün Gün Neler ...

Slender Man Film Eleştirisi

2020.09.18 09:11 bglfpig Slender Man Film Eleştirisi


2018 de güzel filmler vardı
Ay da İlk İnsan
Bohemian
Ready Player One
Aquaman
Infinity War Falan Filan
Fakat Aynı zaman da bir Film vardı ki İnsanların Hayal Kırıklığı Oldu yani benim için değil ''insanlar'' için
Slender Man Filmi yani Şimdi İnsanlar Beklentiye girdi normal bir şekil de Slender Man ne kadar Popüler Olduğunu sayar isek
ve film çıktığı zaman puanı 1 gibi bir şeydi ve çok zor 3 oldu Imdb Gibi puan sitelerin de puan sitelerine ne kadar güvenirsiniz tartışılır ama yine de demeye çalıştığım şey Slender Man Çok Gömüldü
Hep Filmlere Merhamet gösteren Film Siteleri bile Gözlerini açtı ve Slender Man Gömdü
Kısaca ben ise hayda bunlar ne kadar kötü bir iş yapmış olabilir diye düşündüm filmin çıktığı ilk gün eleştirileri görmek çan yakıyordu biletimi aldım hiç bir beklentiye film tanıtıldığı zaman bile girmemiştim ve sadece klasik bir korku filmi olduğunu umuyordum
ve filmi izleyip sinemadan çıktım söylemem lazım ki Slender Man insanların abarttığı kadar kötü bir film değil ama insanların bu filmden neden nefret ettiğini anlamak da kolay
insanlar Slender Man filmini sevmedi çünkü beklentiye girdiler + klasik bir korku filmi olmamasını umuyorlardı
ve Slender Man tamamen klasik bir korku filminden fazlası değil
Slasher bile denilebilir ki öyle büyük ihtimalle korku ile slasher temasının karışımı şimdi gelelim benim görüşlerime film hakkın da ne düşündüm?
Ama Önce şunu söyleyeyim Filmi izlemediyseniz ve Spoiler istemiyor iseniz incelemeyi kapatın ve filmi izleyin
3
2
1

Hikaye:

Slender Man Hikayesi Ergen Kızlar ile başlıyor her Slasher Filminin ergen kızlar ile başladığı gibi bu kızlar Slender Man isimli Efsaneye kendini fazla kaptırmış ergenlerdir ve Slender Man hakkın da Web Sitelerin de falan filan bir sürü şey okumuştur bir gün Kendileri Slender Man Efsanesini denemek için bir web sitesin de Allison Riley isimli kızın gönderdiği videoyu açarlar ve şaka maka Slender Man gelir evet Slender Man böyle Çağırıyorlar ne kadar iyi? benzerlerini Ring Gibi Filmler de gördük o yüzden kötü demek saçma olur kısaca.... orta seviye de meh işte Slender Man çağırmak için daha iyi bir yol bulabilirlermiş ya da direkten Çağırılmayıp Kızlara Musallat olabilirmiş ama dediğim gibi Benzerlerini gördüğüm için bunu çok aldırmadım çünkü benzerlerini görmüştüm Slender Man Çağırılması daha iyi işlenebilirdi ya da direk Musallat olabilirdi ama sağlık olsun daha Sonra Ergenlerimiz Slender Man yenmek için ondan kurtulmak için bir çok şey denemeye başlarlar
Ve Filmin hikayesi daha doğrusu konusu bu
Slender Man Çağırdık şimdi de onu yenmemiz lazım Klasik bir Slasher Filminden farksız Sadece Slender Man Versiyonu yer iseniz Şimdi Gelelim Slender Man Kendisine! SLENDER MAN...
Kendisi film de olsaydı kendisine gelirdik Slender Man film de taş çatlasın 3 - 4 dakika gözüküyor ve genellikle bahsediliyor
sebebi neydi bilmiyorum ama daha çok villain değil de ergen karakterlere odaklanmış istemişler gibi
şimdi bu problem diyenler oldu ve evet bu aslın da bir problem ama unutmayın ki benzerlerini tekrardan görmüştük
13 Cuma da Jason mesela sadece filmin sonlarına doğru 5 6 dakika beliriyor sonra Final Kızımız tarafından yeniliyordu
bu da aynen onun pembe versiyonu gibi bir şey
ama beklentiye girmediğim için beni çok de etkilemedi ki Slender Man film de kurbanlarını tamamen fiziksel öldürmeye çalışmıyor
onları deli yapmaya çalışıyor diyelim öncellikle sonra ise fiziksel öldürmeye başlıyor
bu da Neden Kendisinin çok az belirdiği için bir bahane olabilir gibi ama yer iseniz Slender Man bence film de çok az gözüktü çünkü Direktör Abimiz kesinlikle Slender Man değil ergen karakterlere odaklanmak istemiş gibiydi Slender man aynen tüm normal yemekleri yediğiniz son da gelen ve çabucak biten bir tatlıdan farksız ilk başlar da yok sonlara doğru var işte ama çabucak gidiyor
bu eğer çok fazla Slasher Korku Filmi izlemeyen birisi iseniz size böyle film mi olur lan villain gözükmüyor bile adam akıllı şeyini söyletebilir ki haklısınız
ama ben Korku Ve Slasher Türünü acayip izlediğim için ve bunu çok kez gördüğüm için sıkıntı etmedim
o yüzden Slender Man benim için ok bir film olarak gitmeye başladı hikaye açısından da ama en önemli soruya gelelim bu film ne kadar korkunç?

Film Ne Kadar Korkunç?:

Slender Man klasik bir korku filmi sizi en tembelce şekil de korkutmaya çalışıyor Jumpscare ve hayır benim için bunu başaramadı ama beni Germeyi başardı öncellikle bunun sebebi Atmosfer ve Filmin Müzikleri Atmosfer gayet iyi özellikle son sahne de ki Atmosfer kamera ile çok iyi çekilmiş Müzikler ise... Tamamen Harika Lütfen YouTube Slender Man Sound Track yazarak bir şans verin derim kişisel olarak Müzikler ile Slender Man Beni Germeyi başardı ama Jumpscare ile başarısız oldu eğer Müziklerden etkilenen biri iseniz benim gibi evet Slender Man sizi korkutmayı başarmasa bile germeyi başarabilir ama onun dışın da Jumpscare ile korkutabilir mi der iseniz Nah Jumpscarelar çok zayıf ve çok tembelce yapılmışlar yemin ediyorum kusasım geldi berbat lan yine de Müzikler ve Atmosfer bana göre zayıf kalmadı ve Gerilmeyi başardım tabi siz başaramaz iseniz Sebebi belli

Karakter İşleyişi nasıl durum da?:

Söylemek istiyorum ki bu film de zayıf kalan ana şey Karakter İşleyişleri olsa gerek yani Karakterlere ekran başın da bu kadar zaman verilmesine rağmen klasik bir Slasher türün de ki ergenlerden farkı yok he tabi Sex Yapmıyorlar rahat olabilirsiniz sex yapan ergen türlerinden değiller yine de kişilikleri acayip klasik ve her şeye ''AAAAAAAAAH'' Diye Çığlık atan Ablalardan farksızlar bu sizi Cringe Edebilir bunu söyleyeyim neyse ki ben çok böyle karakter gördüğüm için cringe olsam bile aldırmamayı başardım ama karakter işleyişleri üzgünüm ki Rezalet he Slender Man var ona bir değinelim Slender Man Oynayan javier botet abi harika iş çıkarmış oyunculuğu zaten harika adamın ve Slender Man Kostümü de gerçekten acayip korkutucu ve iyi Sırf Slender man nasıl diye gidecek iseniz kesinlikle javier botet güvenin kendisi harika bir oyunculuk çıkarmış ve kostüm de harika durum da Slender Man yansıtmayı başarıyor onun dışın da karakterler işleyişleri Slender Man harici maalesef ki acayip kötü

Neden Hayal Kırıklığına Uğramadım? Ve Slender Man konusu neden bu film de değişik?:

Eğer Slender Man Oyunlarını oynamış birisi iseniz Slender Man amacını sizi yakalamaya çalışan ve sizin de onu yenmek için 8 Tane Kağıt toplamınız gereken bir oyun olduğunu biliyorsunuzdur ve Film de bu konu işlenecek olması lazım diye tahmin eden bir kitle olmuş ama ben kesinlikle o kitleden değildim bunun ana sebebi ise oyun ile filmler aynı temaya ve amaca sahip olmak zorun da değiller ve oyunun konusunu yazan Slender Man Yaratıcısı bile değildi bu yüzden amacın ve konun değişik olması anlaşılabilir ve kabul edilebilirdi bana bu insanları kızdırmış ama beni kızdırmadı ve sebebi de işte bu Neden Hayal Kırıklığına uğramadığımı kesin olarak üstler de açıkladım ve kendimi tekrar etmek istemiyorum ama tekrardan söylüyorum Beklentiye girmedim çünkü beklentiye girmek kötüdür arkadaşlar asla beklentiye girmeyin ve hype yapmayın beklentiye girmedim ve bunun klasik bir korku slasher filmi çıkmasını umdum ve öyle de çıktı bir sürü slasher filmi izlediğim için Slender Man beklentiye girmediğim için hayal kırıklığı olmadı ve OK Bir Film oldu Gerildim Müzikler atmosfer sayesin de Slender Man Oyunculuğu güzeldi Görünümü çok Güzeldi ve Özellikle Ending çok beğendim şimdi Ending Gelelim

Ne Demek Villain kazandı? vay canına:

Evet Başlıktan da anladığınız gibi Slender Man filmi Slender Man Kazanması ile sona eriyor kendisi filmin sonlarına doğru tüm ergen kızlarımızı güzel bir şekil de harcıyor ve sonda orman da bir kovalamaca sahnesi geçiyor Son Kızımız ile Aynı Slasher filmin de olduğu gibi ki zaten bu da bir Slasher Filmi Final Kızımız Slender Man Tarafından Yeniliyor ve Film Slender Man Zaferi ile tüm kızları yenmesi ile bitiyor ne kadar mutlu oldum anlatamam öncellikle Villain kazanmasını çok görmedik 2018 de Avengers harici Slender Man sevdiğim Slasher Türün de Villain kazandırdığı zaman en azıdan Klişe bir Ending yapmadığı için sevmiştim arkadaşlar zor görürüz Villain kazandığını bu yüzden Ending Beni Mutlu Etti belki sizi etmeyebilir ki nedenini anlayabiliyorum ama beni Mutlu Etti!

Sonuç:

Slender Man Beklentiye girmeden izlediğiniz zaman klasik bir slasher ve korku filminden farksız olmayan bir film insanların abarttığı kadar kötü bir film bana göre kesinlikle değildi ve Film OK Bir Filmdi belki de daha önce bu temaya çok alıştığım içindi? kim bilir yine de Slender Man bana göre güzel bir filmdi Puanı vermeden önce Filmin Artılarını ve Eksiklerini tekrar sıralayayım izninizle
Artıları:
+Atmosfer Güzel
+Müzikler Harika
+Slender Man kostümü ve oyunculuğu harika
+Ending Güzel
Eksi Yönleri:
-Kötü karakter işleyişi
-Tembelce Yapılmış Rezalet Jumpscarelar
-Slender Man çağırılma sebebi kötü gibi
7.0
submitted by bglfpig to okuveizle [link] [comments]


2020.09.18 08:50 bglfpig Slender Man Film Eleştirisi

2018 de güzel filmler vardı
Ay da İlk İnsan
Bohemian
Ready Player One
Aquaman
Infinity War Falan Filan
Fakat Aynı zaman da bir Film vardı ki İnsanların Hayal Kırıklığı Oldu yani benim için değil ''insanlar'' için
Slender Man Filmi yani Şimdi İnsanlar Beklentiye girdi normal bir şekil de Slender Man ne kadar Popüler Olduğunu sayar isek
ve film çıktığı zaman puanı 1 gibi bir şeydi ve çok zor 3 oldu Imdb Gibi puan sitelerin de puan sitelerine ne kadar güvenirsiniz tartışılır ama yine de demeye çalıştığım şey Slender Man Çok Gömüldü
Hep Filmlere Merhamet gösteren Film Siteleri bile Gözlerini açtı ve Slender Man Gömdü
Kısaca ben ise hayda bunlar ne kadar kötü bir iş yapmış olabilir diye düşündüm filmin çıktığı ilk gün eleştirileri görmek çan yakıyordu biletimi aldım hiç bir beklentiye film tanıtıldığı zaman bile girmemiştim ve sadece klasik bir korku filmi olduğunu umuyordum
ve filmi izleyip sinemadan çıktım söylemem lazım ki Slender Man insanların abarttığı kadar kötü bir film değil ama insanların bu filmden neden nefret ettiğini anlamak da kolay
insanlar Slender Man filmini sevmedi çünkü beklentiye girdiler + klasik bir korku filmi olmamasını umuyorlardı
ve Slender Man tamamen klasik bir korku filminden fazlası değil
Slasher bile denilebilir ki öyle büyük ihtimalle korku ile slasher temasının karışımı şimdi gelelim benim görüşlerime film hakkın da ne düşündüm?
Ama Önce şunu söyleyeyim Filmi izlemediyseniz ve Spoiler istemiyor iseniz incelemeyi kapatın ve filmi izleyin
3
2
1

Hikaye:

Slender Man Hikayesi Ergen Kızlar ile başlıyor her Slasher Filminin ergen kızlar ile başladığı gibi bu kızlar Slender Man isimli Efsaneye kendini fazla kaptırmış ergenlerdir ve Slender Man hakkın da Web Sitelerin de falan filan bir sürü şey okumuştur bir gün Kendileri Slender Man Efsanesini denemek için bir web sitesin de Allison Riley isimli kızın gönderdiği videoyu açarlar ve şaka maka Slender Man gelir evet Slender Man böyle Çağırıyorlar ne kadar iyi? benzerlerini Ring Gibi Filmler de gördük o yüzden kötü demek saçma olur kısaca.... orta seviye de meh işte Slender Man çağırmak için daha iyi bir yol bulabilirlermiş ya da direkten Çağırılmayıp Kızlara Musallat olabilirmiş ama dediğim gibi Benzerlerini gördüğüm için bunu çok aldırmadım çünkü benzerlerini görmüştüm Slender Man Çağırılması daha iyi işlenebilirdi ya da direk Musallat olabilirdi ama sağlık olsun daha Sonra Ergenlerimiz Slender Man yenmek için ondan kurtulmak için bir çok şey denemeye başlarlar
Ve Filmin hikayesi daha doğrusu konusu bu
Slender Man Çağırdık şimdi de onu yenmemiz lazım Klasik bir Slasher Filminden farksız Sadece Slender Man Versiyonu yer iseniz Şimdi Gelelim Slender Man Kendisine! SLENDER MAN...
Kendisi film de olsaydı kendisine gelirdik Slender Man film de taş çatlasın 3 - 4 dakika gözüküyor ve genellikle bahsediliyor
sebebi neydi bilmiyorum ama daha çok villain değil de ergen karakterlere odaklanmış istemişler gibi
şimdi bu problem diyenler oldu ve evet bu aslın da bir problem ama unutmayın ki benzerlerini tekrardan görmüştük
13 Cuma da Jason mesela sadece filmin sonlarına doğru 5 6 dakika beliriyor sonra Final Kızımız tarafından yeniliyordu
bu da aynen onun pembe versiyonu gibi bir şey
ama beklentiye girmediğim için beni çok de etkilemedi ki Slender Man film de kurbanlarını tamamen fiziksel öldürmeye çalışmıyor
onları deli yapmaya çalışıyor diyelim öncellikle sonra ise fiziksel öldürmeye başlıyor
bu da Neden Kendisinin çok az belirdiği için bir bahane olabilir gibi ama yer iseniz Slender Man bence film de çok az gözüktü çünkü Direktör Abimiz kesinlikle Slender Man değil ergen karakterlere odaklanmak istemiş gibiydi Slender man aynen tüm normal yemekleri yediğiniz son da gelen ve çabucak biten bir tatlıdan farksız ilk başlar da yok sonlara doğru var işte ama çabucak gidiyor
bu eğer çok fazla Slasher Korku Filmi izlemeyen birisi iseniz size böyle film mi olur lan villain gözükmüyor bile adam akıllı şeyini söyletebilir ki haklısınız
ama ben Korku Ve Slasher Türünü acayip izlediğim için ve bunu çok kez gördüğüm için sıkıntı etmedim
o yüzden Slender Man benim için ok bir film olarak gitmeye başladı hikaye açısından da ama en önemli soruya gelelim bu film ne kadar korkunç?

Film Ne Kadar Korkunç?:

Slender Man klasik bir korku filmi sizi en tembelce şekil de korkutmaya çalışıyor Jumpscare ve hayır benim için bunu başaramadı ama beni Germeyi başardı öncellikle bunun sebebi Atmosfer ve Filmin Müzikleri Atmosfer gayet iyi özellikle son sahne de ki Atmosfer kamera ile çok iyi çekilmiş Müzikler ise... Tamamen Harika Lütfen YouTube Slender Man Sound Track yazarak bir şans verin derim kişisel olarak Müzikler ile Slender Man Beni Germeyi başardı ama Jumpscare ile başarısız oldu eğer Müziklerden etkilenen biri iseniz benim gibi evet Slender Man sizi korkutmayı başarmasa bile germeyi başarabilir ama onun dışın da Jumpscare ile korkutabilir mi der iseniz Nah Jumpscarelar çok zayıf ve çok tembelce yapılmışlar yemin ediyorum kusasım geldi berbat lan yine de Müzikler ve Atmosfer bana göre zayıf kalmadı ve Gerilmeyi başardım tabi siz başaramaz iseniz Sebebi belli

Karakter İşleyişi nasıl durum da?:

Söylemek istiyorum ki bu film de zayıf kalan ana şey Karakter İşleyişleri olsa gerek yani Karakterlere ekran başın da bu kadar zaman verilmesine rağmen klasik bir Slasher türün de ki ergenlerden farkı yok he tabi Sex Yapmıyorlar rahat olabilirsiniz sex yapan ergen türlerinden değiller yine de kişilikleri acayip klasik ve her şeye ''AAAAAAAAAH'' Diye Çığlık atan Ablalardan farksızlar bu sizi Cringe Edebilir bunu söyleyeyim neyse ki ben çok böyle karakter gördüğüm için cringe olsam bile aldırmamayı başardım ama karakter işleyişleri üzgünüm ki Rezalet he Slender Man var ona bir değinelim Slender Man Oynayan javier botet abi harika iş çıkarmış oyunculuğu zaten harika adamın ve Slender Man Kostümü de gerçekten acayip korkutucu ve iyi Sırf Slender man nasıl diye gidecek iseniz kesinlikle javier botet güvenin kendisi harika bir oyunculuk çıkarmış ve kostüm de harika durum da Slender Man yansıtmayı başarıyor onun dışın da karakterler işleyişleri Slender Man harici maalesef ki acayip kötü

Neden Hayal Kırıklığına Uğramadım? Ve Slender Man konusu neden bu film de değişik?:

Eğer Slender Man Oyunlarını oynamış birisi iseniz Slender Man amacını sizi yakalamaya çalışan ve sizin de onu yenmek için 8 Tane Kağıt toplamınız gereken bir oyun olduğunu biliyorsunuzdur ve Film de bu konu işlenecek olması lazım diye tahmin eden bir kitle olmuş ama ben kesinlikle o kitleden değildim bunun ana sebebi ise oyun ile filmler aynı temaya ve amaca sahip olmak zorun da değiller ve oyunun konusunu yazan Slender Man Yaratıcısı bile değildi bu yüzden amacın ve konun değişik olması anlaşılabilir ve kabul edilebilirdi bana bu insanları kızdırmış ama beni kızdırmadı ve sebebi de işte bu Neden Hayal Kırıklığına uğramadığımı kesin olarak üstler de açıkladım ve kendimi tekrar etmek istemiyorum ama tekrardan söylüyorum Beklentiye girmedim çünkü beklentiye girmek kötüdür arkadaşlar asla beklentiye girmeyin ve hype yapmayın beklentiye girmedim ve bunun klasik bir korku slasher filmi çıkmasını umdum ve öyle de çıktı bir sürü slasher filmi izlediğim için Slender Man beklentiye girmediğim için hayal kırıklığı olmadı ve OK Bir Film oldu Gerildim Müzikler atmosfer sayesin de Slender Man Oyunculuğu güzeldi Görünümü çok Güzeldi ve Özellikle Ending çok beğendim şimdi Ending Gelelim

Ne Demek Villain kazandı? vay canına:

Evet Başlıktan da anladığınız gibi Slender Man filmi Slender Man Kazanması ile sona eriyor kendisi filmin sonlarına doğru tüm ergen kızlarımızı güzel bir şekil de harcıyor ve sonda orman da bir kovalamaca sahnesi geçiyor Son Kızımız ile Aynı Slasher filmin de olduğu gibi ki zaten bu da bir Slasher Filmi Final Kızımız Slender Man Tarafından Yeniliyor ve Film Slender Man Zaferi ile tüm kızları yenmesi ile bitiyor ne kadar mutlu oldum anlatamam öncellikle Villain kazanmasını çok görmedik 2018 de Avengers harici Slender Man sevdiğim Slasher Türün de Villain kazandırdığı zaman en azıdan Klişe bir Ending yapmadığı için sevmiştim arkadaşlar zor görürüz Villain kazandığını bu yüzden Ending Beni Mutlu Etti belki sizi etmeyebilir ki nedenini anlayabiliyorum ama beni Mutlu Etti!

Sonuç:

Slender Man Beklentiye girmeden izlediğiniz zaman klasik bir slasher ve korku filminden farksız olmayan bir film insanların abarttığı kadar kötü bir film bana göre kesinlikle değildi ve Film OK Bir Filmdi belki de daha önce bu temaya çok alıştığım içindi? kim bilir yine de Slender Man bana göre güzel bir filmdi Puanı vermeden önce Filmin Artılarını ve Eksiklerini tekrar sıralayayım izninizle
Artıları:
+Atmosfer Güzel
+Müzikler Harika
+Slender Man kostümü ve oyunculuğu harika
+Ending Güzel
Eksi Yönleri:
-Kötü karakter işleyişi
-Tembelce Yapılmış Rezalet Jumpscarelar
-Slender Man çağırılma sebebi kötü gibi

7.0

submitted by bglfpig to MovieTurkey [link] [comments]


2020.07.26 15:34 ugur5178 efe aydaldan bir eser okumanızı tavsiye ederm (önceden atmıştım görmeyenler olabilir)

güzel hikaye ,okuyun derim (efe aydal)
Türkiye Birincisi Asla yeterince iyi olamadım. Aileme, anneme babama, onların bana harcadığı paraya layık olamadım. Hayır, serseri değildim, geri zekalı da değildim, bir amacım da vardı ve bunu gerçekleştirmek istiyordum. Çalışkan olmak... istiyordum. Çalışkan olmak için oturup çalışmak lazım ben de biliyorum, söyledim ya geri zekalı değilim. Ama bunu beceremiyordum. Yani kıçımı sandalyenin üzerinde o kadar zaman tutamıyordum, beynimi o kadar zaman aynı konuya yoğunlaştıramıyordum. IQ testlerinden yüksek sonuçlar aldığım halde, bu sonuçları derslere yansıtamıyordum, duma duma dum. Bence ben hiperaktifim, yani en azından öyleydim o zamanlar. Kimseye söylemiyordum, olduğum gibi yaşamaktan memnundum. Benim bilime değil, sanata yeteneğim vardı. Ben bir ressamdım. Boş vaktimin tamamını evde resim yapmakla geçirirdim. Bir de kronik abazanlık tabi. Evimde Tinto Brass’ın hemen hemen her “başyapıtı” mevcuttur, ama bunlar da kesmeyince, son kalan paramla kaçak pazarından bir gizli kamera aldım kendime, ama daha hayrını göremedim şerefsizin. Şu işler bir bitsin, karşı komşunun kızı var ya, öfff. Göt kadar kamera, bir girerim evlerine, bırakırım kızın odasına, öhöm öhöm nerdeydik? Evet resimler... Resimlerimi gerçek ustalara da gösterdim, ‘sende gelecek var’ dediler bana. Bu ülkede bilimle sanat o kadar ters şeyler ki, yaşamadan öğrenemiyorsunuz. Bilim; “hiçbir şey yoktan var edilemez, sadece form değiştirir” der, ama sanat; ‘yoktan var etme’ işidir. Kimse beni dinlemedi. Fen matematik yazmıştık bir kere, ve haliyle de başarısızlığımdan dolayı açıkta kalmıştım. Dershaneye bile gitmedim belki ondandır... Ama bu sene kararlıydım. Her şeyi ciddiye alacaktım. Okul da yok nasılsa, daha rahat çalışır, bir yere girerim dedim kendime. Her çocuk gibi benim de bir dershane bulmam lazımdı. Babam saldı beni sokağa; “git bir dershane bul kendine gel” dedi. Dalga geçiyorum sanacaksınız ama, dershane nerde olur onu bile bilmiyordum. Bar değil ki bu anasını satayım gir barlar sokağına seç birini. Benim gibi adama söylenir mi böyle laf? Ama yapmalıydım, dedim ya, ben serseri değildim ve bir amacım vardı; bir üniversiteli olmak. Fakülte pek önemli değil, ama mümkün olduğu kadar iyi bir yer. Sonra iyi bir iş, sonra iyi para, sonra iyi hayat. Bütün bunların farkında olacak kadar uyanmıştım hayata. Sinemaya giderken bir dershanenin önünden geçerdim hep, neydi adı? Umut Dershanesi. Yerini bildiğime göre, önce oradan başlamalı diye düşündüm. Bir koşu indim sinemanın yanına. Aaah, dershane değilmiş, sadece afişiymiş: “Umut Dershanesi, her sene ilk yüzde en az 30 öğrenci. Yüzde yüz başarı garantisi. Her bölümden en fazla 3 yanlış.” Oha be kardeşim nasıl bu kadar iddialı olabiliyorlar, yüzde yüz başarı ha? Soruları mı çalıyorlar acaba? Her neyse bir bakmak lazım. Telefon numarasını ve adresi bir kenara not ettim (yanımda kağıt taşıyacak kadar sorumluluk sahibiyim), sonra tekrar yürüyerek (spor sağlığa yararlıdır) dershaneyi buldum. Eee, şimdi naapıcaz ki? En iyisi içeri bir bakıp sonra eve gitmek. Gözüm tutarsa babamla gelip kaydolurum düşüncesiyle daldım içeri. Danışmaya gittim, bilgi almak istediğimi söyledim. Güler yüzlü bir hanfendi (hanımefendi de denebilir) beni ‘müdür’ ün odasına yolladı. Okul mu lan bura müdür falan? bir de dekan olsaydı bari. Müdür bana kaydolmaya niyetimin olup olmadığını sordu. Ukalalık yapardım ama, odada ikimiz yalnızız... “Evet, beğenirsem kaydolucam.” dedim. Fiyatı sordum, “Onlar önemli değil” dedi adam bana. Elime bir test verdi; “otur bunu çöz, geçersen kaydederim seni” dedi. Oha bir dakka bu ne? Tamam çok erken geldim, benden başka fazla öğrenci yoktu ortalarda, ama böyle baş başa sevgili gibi de test mi yapılır be kardeşim? Sorulara bakmadan kalacağımı biliyordum, çünkü yaz tatilinden yeni çıkmıştım ve tatilde çalışacak kadar da aklımı peynir ekmekle yememiştim. Eve gittiğimde ‘uğraştım ama olmadı’ diyebilmem için bir şeyler yapmam lazımdı. Ben de teste bakmaya karar verdim. Test IQ testiymiş. Gerçekten de şaşırmıştım; derslerle zekanın ne alakası olabilir ki? Sorular kolaydı, ama ben tırsmıştım. Bir iş oldu bittiye getirilmeye çalışılıyorsa kesin bir pislik vardır. Soruları doğru düzgün okumadan kafadan salladım, neden mi? Çünkü “ben vazgeçtim abi sizde kesin bir pislik var” demeye korktum. Cevapları müdür denilen adama verdim. Kimse olmadığı için hemen orada optik okuyucudan geçirdi. Sonuca baktı ve “Kaydoldun” dedi. Anlaşılan attıklarım tutmuş, belki de bu tanrıdan bir işarettir diye düşündüm :P “Ama para?” “O dert değil.” Sana dert değil tabi dümbük, parayı veren biziz. Her neyse, son on senede yedi tane Türkiye birincisi çıkartan bir dershaneye kaydolmuştum, hem de bu kadar kolay. ‘Belimi doğrultuyorum galiba’ diye düşündüm ve evin yolunu tuttum (yol nasıl tutulur diye sormayın, ben tutarım). Akşam evde bizimkilere olanları anlattım. Hayret, ilk defa babamın yüzünde bu ifade vardı, ‘iyi ki bu çocuğu yapmışız’ diyen bakışı. Sonunda benimle gurur duymaya başlamıştı. Ben iyi niyetli birisiyim, elimden gelse deli gibi, manyak gibi çalışır, onun yüzünü hep güldürürdüm, ama olmuyodu işte olmuyodu anasını satayım. Neyse, belki de bu dershane benim hayatımda değişiklik yapacaktı. Ümidim vardı, işte bu her insanda olması gereken bi şey. İnsanın temel ihtiyacı, yaşamak için sebebi... Sonunda dershanenin ilk günü gelmişti. Ağustos’un sıcağında çıktık ‘Umut’a yolculuğa. Bina bu sefer kalabalıktı, acaba bizim sınıf nasıldı? Kızlar var mı? Varsa nasıl? Sıram nasıl? Bayan yanı mı, yoksa pencere kenarı mı? Belki de pencere bayan arasıdır, kim bilir? Koşarak sınıfımın olduğu ikinci kata çıktım. Zilin çalmasına 3 dakka falan vardı ama herkes çoktan sınıflara gitmişti. Kafamı sınıftan içeri soktum. Aman tanrım. İçerde dünyayı ele geçirmeyi amaçlayan bir mutant ordusu vardı. Birazdan alien komutanları gelecek ve istila için son planları yapacaklar... TİPİ VARDI HEPSİNDE. Kardeşim anladık ineksiniz kendinizi derse vermişsiniz, ama bari normal insana benzeyin be! Kızlar ikiye ayrılır, bıyığı olduğunu kabul edenler ve kabul etmeyenler. Bıyığı olduğunu kabul eden kızlar giderler çeşitli yöntemlerle (yakarak, ağda yaparak falan) bu bıyıklarını düzenli olarak ortadan kaldırırlar. Yanımdaki kız kesinlikle bıyıklı olduğunu kabul etmek istemeyenlerdendi. Kafamı ona çevirdiğimde aramızda on santim kalıyordu, ve ben onu gördükçe komplekse giriyordum. Bende öyle bıyık olsa var ya, nasıl gider biliyo musun bu kestane gözlerin altına? Sınıfa ne hayallerle girmiştim, ikinci bir arkadaş çevresi falan. Ama şimdi sadece hocanın bir an önce gelmesini bekliyordum. Gerçekten de hoca bir an önce geldi. Tipi çok da önemli değil, size burda bir hoca tasviri yapıp beyninizi boşuna yormiycam. Hocanın kendisi de önemli değil zaten, önemli olan gelir gelmez hepimize dağıttığı formlar. “Bunları doldurup imzalayacaksınız.” dedi adam... ‘Ben, nokta nokta nokta, üniversiteye girene kadar başka bir dershaneye gitmeyeceğimi, ve bu dershanenin uyguladığı yöntemleri kimseye anlatmayacağımı teyit ederim. İmza....’ Dershanenin uyguladığı yöntem demekle herhalde formun geri kalan bölümünü kastediyorlardı: ‘Saat 6:00 uyanma ve kahvaltı. Saat 6:30 Matematik Saat 7:30 su ve ihtiyaç molası Saat 7:40 Fizik Saat 8:30 Kimya Saat 9:30 Dershane Saat 15:00 Eve varış Saat 15:10 Tarih......’ Liste gün sonuna kadar gidiyordu. Ne kadar saçma. Ben her gün ayrı bir derse çalışırım valla, beni bağlamaz. Günler geçiyordu. Her geçen gün içerisi biraz daha garipleşiyordu. Fark ettiğim ilk gariplik, öğrencilerdi. İlk deneme sınavından en düşük notu ben aldığım halde, diğer öğrencilerin geri zekalı davranışlarına bazen dayanamıyordum. “Üğretmenüm, hayvanlar nasul çiftleşür?” “Hocam çok afedersiniz, eksi mi negatif demiştiniz yoksa artı mı?” Öğretmen tam bir makine gibi sorulan her soruyu en ufak bir bıkma belirtisi olmadan cevaplıyordu. Daha negatifi pozitifi bilmeyen birini nasıl alabilirlerdi ki buraya? Ama neredeyse hepsi böyleydi. Sonra işler daha da garipleşti. Belirli saatlerde bize karanlık bir odada dev ekrandan programlar seyrettirmeye başladılar. En başında “Umut Production” yazan, devamında da... tavşanlı, kaplumbağalı, ayıcıklı çizgi filmler. İşte buna gariplik derim. Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Arkadaş siz naapıyosunuz burda?!” demedi. Sanki ben diyebildim. Artık neredeyse iki derste bir bu programları seyrettirmeye başladılar. Sonraki derste ise, hoca giriyor, tahtayı bile kullanmadan anlatacağını anlatıyor, çoğunlukla okuyor, sonra da gidiyordu. Bu esnada da öğrenciler hızla not alıyorlardı. Bir gün dayanamadım teneffüste yanımdaki öğrenciye söyledim: “Ya bu hocalar ne biçim ders anlatıyor böyle, bir bok anlamıyorum vallaa.” Kız manyak: “Onun için mi her yıl ilk yüzde otuz öğrencileri var?” dedi. Artık bir sorun olduğundan emindim. “Günü gününe çalışırsan, programa uyarsan sen de başarılı olursun.” diye devam etti ama ben başka şeyler düşünüyordum. “Ben o programı saçma buluyorum. Fazla da sallamıyorum açıkçası.” dedim. Kız bir anda kayboldu? Allah Allah. Televizyon seansları başladığından beri deneme sınavlarında gittikçe diğer çocuklarla aramdaki puan farkı açılıyordu. Her sınavda kesinlikle yüz küsur öğrenciden sonuncu oluyordum, ve gerçekten kendimi aşşağılık bir yaratık gibi görmeye başlamıştım. Dershanede tam bir kaos ortamı vardı, ama dünyanın en düzenli, en sessiz kaosu. İnsanlar birbiriyle hiç konuşmamaya başladıktan sonra kafayı yiyecek gibi olmuştum. Kimse sorduklarıma, dersle ilgili bile olsa, cevap vermiyordu. Evet nerdeydik, kız ortadan kaybolmuştu değil mi? Ben de gittim en son deneme sınavının sonucuna baktım. Yine sonuncuydum, bu sefer benden bir önceki eleman beni neredeyse ikiye katlamıştı. Zaten ben hariç öğrenciler birbirine yakın puanlar alıyorlardı. Yanımda sonuçlara bakmaya gelen kız bir anda patlar gibi ağlamaya başladı. “Yanlış bakmışlar, yanlış bakmışlar” diye tam bir embesil gibi ağlıyordu. “Nerde senin puanın?” dedim, eliyle gösterdi. ‘Burcu Akel’ mi? “İyi de senin adın Ebru Akel değil mi?” dedim. Yüzüme baktı, sonra cüzdanından kimliğini çıkarıp ismine baktı. “Haklısın, ben karıştırmışım.” dedi! İşte o anda filmler koptu bende. Bütün bunlar yetmezmiş gibi az önce kaybolan kız geri geldi: “Seni müdür bey çağırıyor, bişey dicekmiş.” Lan? Kızın suçlayıcı bakışlarından hızla uzaklaşıp müdürün ‘seviyesine’ çıktım. Tık tık, girdim içeri. İçerdeydi, bilgisayarını kurcalıyordu. “Fuat Kolcu” dedi. Bu arada adım Fuat, tanıştığımıza memnun oldum. Gözlerimin içine çok kötü baktı be, sanki “itiraf et, sen öldürdün” diyecekmiş gibi. Zaten bir iki saniye düşünmedim değil, ‘lan acaba birini mi öldürdüm?’ diye. “Biz burda sizin iyiliğiniz için çabalıyoruz yavrum?” Biliyorum bu soru cümlesi değil ama herif soru sorar gibi söyledi. “Bize üç şeyi teyit etmiştin, bunlardan birisi de verilen programa uymaktı.” TAK! Kapı kapanma efekti. Swiss! Arkaya dönüp bakma efekti. OHA! İki tane zebella gibi adam görme efekti. “Naapıcaksınız dövecek misiniz? Naaptım ki ben?” “Kurallarımıza uymamışsın.” MIŞSIN. Güzel Türkçe’mizi öğrenelim; -mışsın ekinin halk arasındaki adı ‘ispiyon eki’dir, ve birinin sizi ispiyonladığını ifade eder. Bu durumda, ispiyoncu o manyak karı, ama niye? “Sen bize çok büyük sorun oldun. Diğerleriyle arandaki puan farklarına bir baksana. Artı programa uymuyorsun, artı... DÜZENİMİZİ SORGULUYORSUN.” Benim bişey sorguladığım yok ki, sadece... evet aslında sorguluyorum, “Siz ne biçim dershanesiniz!” diye patladım ne yazık ki. Hem de çok yanlış bir zamanda ve çoook yanlış bir yerde. Arkadan öyle bir darbe indi ki kafama, acıyı hissedemedim, sadece flaş ve sarsıntı. Ellerimi kollarımı arkadan iki zebella tuttu, sandalyeye oturtuldum. Kıpırdayamıyordum. Yarı baygındım, ama biraz da numara yapıyordum. Müdürün elinde iğne gördüm “Naabıcaksınııııııız” “Birazdan sınıfta kalp krizi geçirip öleceksin.” dedi müdür. “Ama neden? Bu kadar mı önemli? Tamam, söz, çok daha fazla çalışırım, arayı kapatırım, programınıza uyarım. Lütfe...” Adam şırıngaya ilacı çekti bile, beni sallamıyordu: “Sorun o değil ki. Sen bize uygun değilsin, programa uymadın, bizi sorguladın, puanların hala düşük, bu da gösteriyor ki gösterdiğimiz video programlarından da etkilenmiyorsun. Nerde sorun var hiç bilmiyorum, daha önce asla sorun yaşamadım. Yani senin IQ’na sahip olan yüzlerce...” “Durun durun durun bir dakka! Ben o testi uydurmuştum, nasıl olduysa tutmuş, yani ben sizin sandığınız kadar zeki de....” “UYDURDUN MU? Hayatını, geleceğini belirleyeceğin bir dershanenin sınavına girerken cevapları uydurdun mu? Bu ne biçim sorumsuzluktur! Zaten seni ilk gördüğümde anlamıştım geri zekalı... olmadığını.” Bir dakka bir dakka, mola (derler ya Amerikalılar). “Patron bir dakka siz geri zekalıları mı alıyodunuz?” Tabi ya! Ulan o kadar soruyu kıçımdan uydurmuşum, zaten tutsa sayısal lotocu falan olmam gerekirdi. Demek olayları buymuş. Adam devam etti: “Programımıza uyman için geri zekalı olman lazım. Zihnini anca o şekilde kontrol edip istediğimiz gibi yoğurabiliriz. Moronları çok severim, siliktirler, asla karşı gelmezler, her istediğini uygulayabilirsin. Ben bu işe yirmi küsur yılımı verdim, babam da bir o kadar zaman harcadı. Deneme yanılmalarla bu noktaya geldim. Dişliler çoktan yerine oturdu, sen çok geç kaldın. Biz bu işe bütün servetimizi yatırdık.” iğneyi koluma yaklaştırdı. “ÜLKEYİ MORONLAR YÖNETSİN DİYE Mİ?” baygın numarası yapmayı bırakıp aniden ayağa fırladım ve elindeki iğneye tekme attım. Kendimi ileri atınca kollarımı da kurtardım, gulyabanilerin arasından sıyrılıp dışarı attım kendimi. Arkamdan bağırdı: “Yakalayın, kaçıyor! Hepinizden kopya çekmiş!” Bir insan nasıl herkesten kopya çekebilir? Buna inanmak için geri zekalı olmak lazım :P Öğrenciler işini gücünü bırakıp bana saldırmaya başladılar. Lanet olsun zombilerle dolu bir binaya düşmüştüm sanki. Bir tekme ona, bir yumruk şu kızın suratına, “çekilin be” tekmelerle yumruklarla çıkışa vardım. En sevdiğim T-Shirt L Her neyse sırası değil. Hemen eve uçtum. Annem karşıladı kapıda “Oğlum ne oldu?” “Dur anne iki dakka ya, dershanede yaptılar.” “Ne! Merak etme ben şimdi ararım müdürü.” “Ne müdürü anne ya! Müdür yaptı zaten.” Hemen telefona sarıldım, sertçe elime aldım da denebilir. Dershaneyi aradım: “Aloov?” “Hepinizi şikayet edicem, dershanenizi kapattırıcam, sizi de hapse attırıcam. Bu yaptığınız yanınıza kar kalmıycak. Sizden şüphelenince her şeyi gizli kameraya çektim, programları, öğrencileri (blöf blöf blöf). Sizi Deha Muhtar’a maymun edicem.” “Selamımı da söyle, Faik Hoca dersin, çoktandır görmedim keratayı.” “O da mı?” “Hem de en başarılı öğrencilerimdendi. Sadece o değil. Etrafına bir bak. Konuşmayı beceremeyen matematik profesörleri, dört işlem yapamayan edebiyat hocaları, mühendisler, yöneticiler, memurlar, astronomlar, IQ testi yapılsa hiçbiri tutuk zekayı geçemez, ama en iyi mevkiler onlarda. İki formül, iki kitap ezberleyen profesör oluyor. Üniversiteye girince anlayacaksın. Şimdi hepsi mutlu, onları ben mutlu yaptım. Ayrıca... benim yöntemlerim Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanmıştır, Ramiz’ciğim sağ olsun, ona da çok emeğim geçti. Bana hiçbi şey yapamazsın, ben yasalım.” “İnsan öldürmek de mi yasal?” “Kanıtlayamazsın, üzgünüm. Bu arada eğer başka dershaneye gidersen veya bizi başkalarına anlatırsan seni ortadan kaldırmak zorunda kalırız...” Telefon kapandı. Unuttukları bi şey var, ben hepsinden daha zekiyim, eee? Durun bir dakka düşünüyorum. Pekala, kaba kuvvet, polis, jandarma, sanırım bunlar işe yaramaz. Mahkemelerde de zaten onların adamları var, yani bence var. Tamam, onları cümle aleme rezil etme planı kuralım bir tane... Ertesi gün maymunlar cehennemine geri döndüm. Seri adımlarla binaya dalıp TV odasına gittim. Beni gören öğrenciler, hiçbi şey olmamış gibi davranıyorlardı. Yirmi dakika sonra yayın odasından çıktım ve seri adımlarla, müdür ve adamları beni görmeden kaçtım. O günkü video programı hepsinden özeldi. Tinto Brass’ın en adi filmlerinden biri oynuyordu tavşanla kaplumbağa niyetine. Görevliler her zamanki gibi dışarıdaydı, yayından etkilenmemek için tabi. Ertesi gün tekrar gittim, yine yayın odasına girdim, bıraktığım gizli kameramı (komşu kızına nasip olamadı o kamera bir türlü) alıp cebime koydum. Dışarı çıktııııııım. Müdürle burun buruna geldik. “Yakalayın! Hepinizden kopya......” Moron olan onlar, ben değilim, eleman sözünü bitiremeden ben dışarı uçmuştum bile, laf aramızda iyi koşucuyumdur, özellikle götüm sıkıştığında. Ertesi Gün Şov Haber’de: “Dershanede skandal! Eğitim verecez diye porno seyrettirip, genç zihinleri bulandırıyorlar. Bu dershanenin adı... AZ SONRA!” Porno mu? Tinto Brass adi olabilir, filmleri iğrenç olabilir ama asla porno değildir... Çok merak ediyorum, o programı seyreden öğrencilere ne oldu? Dershane tabi ki kapatıldı. Onları kendi silahlarıyla vurmuş oldum. Müdür kimseye laf anlatamadı, zaten kimse bir daha çocuğunu o dershaneye yollamaya niyetli değildi. Bu ülkenin bu özelliğini çok seviyorum, birini karalamak o kadar kolay ki. Bana ne mi oldu? Şimdilik televizyon kanalından aldığım parayla idare ediyorum, bu arada resme devam. İşsiz olalım ne olcak?
Acı Çikolatalar, Efe Aydal :)
submitted by ugur5178 to KGBTR [link] [comments]


2020.07.16 23:56 flozenlol güzel hikaye ,okuyun derim (efe aydal)

Türkiye Birincisi Asla yeterince iyi olamadım. Aileme, anneme babama, onların bana harcadığı paraya layık olamadım. Hayır, serseri değildim, geri zekalı da değildim, bir amacım da vardı ve bunu gerçekleştirmek istiyordum. Çalışkan olmak... istiyordum. Çalışkan olmak için oturup çalışmak lazım ben de biliyorum, söyledim ya geri zekalı değilim. Ama bunu beceremiyordum. Yani kıçımı sandalyenin üzerinde o kadar zaman tutamıyordum, beynimi o kadar zaman aynı konuya yoğunlaştıramıyordum. IQ testlerinden yüksek sonuçlar aldığım halde, bu sonuçları derslere yansıtamıyordum, duma duma dum. Bence ben hiperaktifim, yani en azından öyleydim o zamanlar. Kimseye söylemiyordum, olduğum gibi yaşamaktan memnundum. Benim bilime değil, sanata yeteneğim vardı. Ben bir ressamdım. Boş vaktimin tamamını evde resim yapmakla geçirirdim. Bir de kronik abazanlık tabi. Evimde Tinto Brass’ın hemen hemen her “başyapıtı” mevcuttur, ama bunlar da kesmeyince, son kalan paramla kaçak pazarından bir gizli kamera aldım kendime, ama daha hayrını göremedim şerefsizin. Şu işler bir bitsin, karşı komşunun kızı var ya, öfff. Göt kadar kamera, bir girerim evlerine, bırakırım kızın odasına, öhöm öhöm nerdeydik? Evet resimler... Resimlerimi gerçek ustalara da gösterdim, ‘sende gelecek var’ dediler bana. Bu ülkede bilimle sanat o kadar ters şeyler ki, yaşamadan öğrenemiyorsunuz. Bilim; “hiçbir şey yoktan var edilemez, sadece form değiştirir” der, ama sanat; ‘yoktan var etme’ işidir. Kimse beni dinlemedi. Fen matematik yazmıştık bir kere, ve haliyle de başarısızlığımdan dolayı açıkta kalmıştım. Dershaneye bile gitmedim belki ondandır... Ama bu sene kararlıydım. Her şeyi ciddiye alacaktım. Okul da yok nasılsa, daha rahat çalışır, bir yere girerim dedim kendime. Her çocuk gibi benim de bir dershane bulmam lazımdı. Babam saldı beni sokağa; “git bir dershane bul kendine gel” dedi. Dalga geçiyorum sanacaksınız ama, dershane nerde olur onu bile bilmiyordum. Bar değil ki bu anasını satayım gir barlar sokağına seç birini. Benim gibi adama söylenir mi böyle laf? Ama yapmalıydım, dedim ya, ben serseri değildim ve bir amacım vardı; bir üniversiteli olmak. Fakülte pek önemli değil, ama mümkün olduğu kadar iyi bir yer. Sonra iyi bir iş, sonra iyi para, sonra iyi hayat. Bütün bunların farkında olacak kadar uyanmıştım hayata. Sinemaya giderken bir dershanenin önünden geçerdim hep, neydi adı? Umut Dershanesi. Yerini bildiğime göre, önce oradan başlamalı diye düşündüm. Bir koşu indim sinemanın yanına. Aaah, dershane değilmiş, sadece afişiymiş: “Umut Dershanesi, her sene ilk yüzde en az 30 öğrenci. Yüzde yüz başarı garantisi. Her bölümden en fazla 3 yanlış.” Oha be kardeşim nasıl bu kadar iddialı olabiliyorlar, yüzde yüz başarı ha? Soruları mı çalıyorlar acaba? Her neyse bir bakmak lazım. Telefon numarasını ve adresi bir kenara not ettim (yanımda kağıt taşıyacak kadar sorumluluk sahibiyim), sonra tekrar yürüyerek (spor sağlığa yararlıdır) dershaneyi buldum. Eee, şimdi naapıcaz ki? En iyisi içeri bir bakıp sonra eve gitmek. Gözüm tutarsa babamla gelip kaydolurum düşüncesiyle daldım içeri. Danışmaya gittim, bilgi almak istediğimi söyledim. Güler yüzlü bir hanfendi (hanımefendi de denebilir) beni ‘müdür’ ün odasına yolladı. Okul mu lan bura müdür falan? bir de dekan olsaydı bari. Müdür bana kaydolmaya niyetimin olup olmadığını sordu. Ukalalık yapardım ama, odada ikimiz yalnızız... “Evet, beğenirsem kaydolucam.” dedim. Fiyatı sordum, “Onlar önemli değil” dedi adam bana. Elime bir test verdi; “otur bunu çöz, geçersen kaydederim seni” dedi. Oha bir dakka bu ne? Tamam çok erken geldim, benden başka fazla öğrenci yoktu ortalarda, ama böyle baş başa sevgili gibi de test mi yapılır be kardeşim? Sorulara bakmadan kalacağımı biliyordum, çünkü yaz tatilinden yeni çıkmıştım ve tatilde çalışacak kadar da aklımı peynir ekmekle yememiştim. Eve gittiğimde ‘uğraştım ama olmadı’ diyebilmem için bir şeyler yapmam lazımdı. Ben de teste bakmaya karar verdim. Test IQ testiymiş. Gerçekten de şaşırmıştım; derslerle zekanın ne alakası olabilir ki? Sorular kolaydı, ama ben tırsmıştım. Bir iş oldu bittiye getirilmeye çalışılıyorsa kesin bir pislik vardır. Soruları doğru düzgün okumadan kafadan salladım, neden mi? Çünkü “ben vazgeçtim abi sizde kesin bir pislik var” demeye korktum. Cevapları müdür denilen adama verdim. Kimse olmadığı için hemen orada optik okuyucudan geçirdi. Sonuca baktı ve “Kaydoldun” dedi. Anlaşılan attıklarım tutmuş, belki de bu tanrıdan bir işarettir diye düşündüm :P “Ama para?” “O dert değil.” Sana dert değil tabi dümbük, parayı veren biziz. Her neyse, son on senede yedi tane Türkiye birincisi çıkartan bir dershaneye kaydolmuştum, hem de bu kadar kolay. ‘Belimi doğrultuyorum galiba’ diye düşündüm ve evin yolunu tuttum (yol nasıl tutulur diye sormayın, ben tutarım). Akşam evde bizimkilere olanları anlattım. Hayret, ilk defa babamın yüzünde bu ifade vardı, ‘iyi ki bu çocuğu yapmışız’ diyen bakışı. Sonunda benimle gurur duymaya başlamıştı. Ben iyi niyetli birisiyim, elimden gelse deli gibi, manyak gibi çalışır, onun yüzünü hep güldürürdüm, ama olmuyodu işte olmuyodu anasını satayım. Neyse, belki de bu dershane benim hayatımda değişiklik yapacaktı. Ümidim vardı, işte bu her insanda olması gereken bi şey. İnsanın temel ihtiyacı, yaşamak için sebebi... Sonunda dershanenin ilk günü gelmişti. Ağustos’un sıcağında çıktık ‘Umut’a yolculuğa. Bina bu sefer kalabalıktı, acaba bizim sınıf nasıldı? Kızlar var mı? Varsa nasıl? Sıram nasıl? Bayan yanı mı, yoksa pencere kenarı mı? Belki de pencere bayan arasıdır, kim bilir? Koşarak sınıfımın olduğu ikinci kata çıktım. Zilin çalmasına 3 dakka falan vardı ama herkes çoktan sınıflara gitmişti. Kafamı sınıftan içeri soktum. Aman tanrım. İçerde dünyayı ele geçirmeyi amaçlayan bir mutant ordusu vardı. Birazdan alien komutanları gelecek ve istila için son planları yapacaklar... TİPİ VARDI HEPSİNDE. Kardeşim anladık ineksiniz kendinizi derse vermişsiniz, ama bari normal insana benzeyin be! Kızlar ikiye ayrılır, bıyığı olduğunu kabul edenler ve kabul etmeyenler. Bıyığı olduğunu kabul eden kızlar giderler çeşitli yöntemlerle (yakarak, ağda yaparak falan) bu bıyıklarını düzenli olarak ortadan kaldırırlar. Yanımdaki kız kesinlikle bıyıklı olduğunu kabul etmek istemeyenlerdendi. Kafamı ona çevirdiğimde aramızda on santim kalıyordu, ve ben onu gördükçe komplekse giriyordum. Bende öyle bıyık olsa var ya, nasıl gider biliyo musun bu kestane gözlerin altına? Sınıfa ne hayallerle girmiştim, ikinci bir arkadaş çevresi falan. Ama şimdi sadece hocanın bir an önce gelmesini bekliyordum. Gerçekten de hoca bir an önce geldi. Tipi çok da önemli değil, size burda bir hoca tasviri yapıp beyninizi boşuna yormiycam. Hocanın kendisi de önemli değil zaten, önemli olan gelir gelmez hepimize dağıttığı formlar. “Bunları doldurup imzalayacaksınız.” dedi adam... ‘Ben, nokta nokta nokta, üniversiteye girene kadar başka bir dershaneye gitmeyeceğimi, ve bu dershanenin uyguladığı yöntemleri kimseye anlatmayacağımı teyit ederim. İmza....’ Dershanenin uyguladığı yöntem demekle herhalde formun geri kalan bölümünü kastediyorlardı: ‘Saat 6:00 uyanma ve kahvaltı. Saat 6:30 Matematik Saat 7:30 su ve ihtiyaç molası Saat 7:40 Fizik Saat 8:30 Kimya Saat 9:30 Dershane Saat 15:00 Eve varış Saat 15:10 Tarih......’ Liste gün sonuna kadar gidiyordu. Ne kadar saçma. Ben her gün ayrı bir derse çalışırım valla, beni bağlamaz. Günler geçiyordu. Her geçen gün içerisi biraz daha garipleşiyordu. Fark ettiğim ilk gariplik, öğrencilerdi. İlk deneme sınavından en düşük notu ben aldığım halde, diğer öğrencilerin geri zekalı davranışlarına bazen dayanamıyordum. “Üğretmenüm, hayvanlar nasul çiftleşür?” “Hocam çok afedersiniz, eksi mi negatif demiştiniz yoksa artı mı?” Öğretmen tam bir makine gibi sorulan her soruyu en ufak bir bıkma belirtisi olmadan cevaplıyordu. Daha negatifi pozitifi bilmeyen birini nasıl alabilirlerdi ki buraya? Ama neredeyse hepsi böyleydi. Sonra işler daha da garipleşti. Belirli saatlerde bize karanlık bir odada dev ekrandan programlar seyrettirmeye başladılar. En başında “Umut Production” yazan, devamında da... tavşanlı, kaplumbağalı, ayıcıklı çizgi filmler. İşte buna gariplik derim. Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Arkadaş siz naapıyosunuz burda?!” demedi. Sanki ben diyebildim. Artık neredeyse iki derste bir bu programları seyrettirmeye başladılar. Sonraki derste ise, hoca giriyor, tahtayı bile kullanmadan anlatacağını anlatıyor, çoğunlukla okuyor, sonra da gidiyordu. Bu esnada da öğrenciler hızla not alıyorlardı. Bir gün dayanamadım teneffüste yanımdaki öğrenciye söyledim: “Ya bu hocalar ne biçim ders anlatıyor böyle, bir bok anlamıyorum vallaa.” Kız manyak: “Onun için mi her yıl ilk yüzde otuz öğrencileri var?” dedi. Artık bir sorun olduğundan emindim. “Günü gününe çalışırsan, programa uyarsan sen de başarılı olursun.” diye devam etti ama ben başka şeyler düşünüyordum. “Ben o programı saçma buluyorum. Fazla da sallamıyorum açıkçası.” dedim. Kız bir anda kayboldu? Allah Allah. Televizyon seansları başladığından beri deneme sınavlarında gittikçe diğer çocuklarla aramdaki puan farkı açılıyordu. Her sınavda kesinlikle yüz küsur öğrenciden sonuncu oluyordum, ve gerçekten kendimi aşşağılık bir yaratık gibi görmeye başlamıştım. Dershanede tam bir kaos ortamı vardı, ama dünyanın en düzenli, en sessiz kaosu. İnsanlar birbiriyle hiç konuşmamaya başladıktan sonra kafayı yiyecek gibi olmuştum. Kimse sorduklarıma, dersle ilgili bile olsa, cevap vermiyordu. Evet nerdeydik, kız ortadan kaybolmuştu değil mi? Ben de gittim en son deneme sınavının sonucuna baktım. Yine sonuncuydum, bu sefer benden bir önceki eleman beni neredeyse ikiye katlamıştı. Zaten ben hariç öğrenciler birbirine yakın puanlar alıyorlardı. Yanımda sonuçlara bakmaya gelen kız bir anda patlar gibi ağlamaya başladı. “Yanlış bakmışlar, yanlış bakmışlar” diye tam bir embesil gibi ağlıyordu. “Nerde senin puanın?” dedim, eliyle gösterdi. ‘Burcu Akel’ mi? “İyi de senin adın Ebru Akel değil mi?” dedim. Yüzüme baktı, sonra cüzdanından kimliğini çıkarıp ismine baktı. “Haklısın, ben karıştırmışım.” dedi! İşte o anda filmler koptu bende. Bütün bunlar yetmezmiş gibi az önce kaybolan kız geri geldi: “Seni müdür bey çağırıyor, bişey dicekmiş.” Lan? Kızın suçlayıcı bakışlarından hızla uzaklaşıp müdürün ‘seviyesine’ çıktım. Tık tık, girdim içeri. İçerdeydi, bilgisayarını kurcalıyordu. “Fuat Kolcu” dedi. Bu arada adım Fuat, tanıştığımıza memnun oldum. Gözlerimin içine çok kötü baktı be, sanki “itiraf et, sen öldürdün” diyecekmiş gibi. Zaten bir iki saniye düşünmedim değil, ‘lan acaba birini mi öldürdüm?’ diye. “Biz burda sizin iyiliğiniz için çabalıyoruz yavrum?” Biliyorum bu soru cümlesi değil ama herif soru sorar gibi söyledi. “Bize üç şeyi teyit etmiştin, bunlardan birisi de verilen programa uymaktı.” TAK! Kapı kapanma efekti. Swiss! Arkaya dönüp bakma efekti. OHA! İki tane zebella gibi adam görme efekti. “Naapıcaksınız dövecek misiniz? Naaptım ki ben?” “Kurallarımıza uymamışsın.” MIŞSIN. Güzel Türkçe’mizi öğrenelim; -mışsın ekinin halk arasındaki adı ‘ispiyon eki’dir, ve birinin sizi ispiyonladığını ifade eder. Bu durumda, ispiyoncu o manyak karı, ama niye? “Sen bize çok büyük sorun oldun. Diğerleriyle arandaki puan farklarına bir baksana. Artı programa uymuyorsun, artı... DÜZENİMİZİ SORGULUYORSUN.” Benim bişey sorguladığım yok ki, sadece... evet aslında sorguluyorum, “Siz ne biçim dershanesiniz!” diye patladım ne yazık ki. Hem de çok yanlış bir zamanda ve çoook yanlış bir yerde. Arkadan öyle bir darbe indi ki kafama, acıyı hissedemedim, sadece flaş ve sarsıntı. Ellerimi kollarımı arkadan iki zebella tuttu, sandalyeye oturtuldum. Kıpırdayamıyordum. Yarı baygındım, ama biraz da numara yapıyordum. Müdürün elinde iğne gördüm “Naabıcaksınııııııız” “Birazdan sınıfta kalp krizi geçirip öleceksin.” dedi müdür. “Ama neden? Bu kadar mı önemli? Tamam, söz, çok daha fazla çalışırım, arayı kapatırım, programınıza uyarım. Lütfe...” Adam şırıngaya ilacı çekti bile, beni sallamıyordu: “Sorun o değil ki. Sen bize uygun değilsin, programa uymadın, bizi sorguladın, puanların hala düşük, bu da gösteriyor ki gösterdiğimiz video programlarından da etkilenmiyorsun. Nerde sorun var hiç bilmiyorum, daha önce asla sorun yaşamadım. Yani senin IQ’na sahip olan yüzlerce...” “Durun durun durun bir dakka! Ben o testi uydurmuştum, nasıl olduysa tutmuş, yani ben sizin sandığınız kadar zeki de....” “UYDURDUN MU? Hayatını, geleceğini belirleyeceğin bir dershanenin sınavına girerken cevapları uydurdun mu? Bu ne biçim sorumsuzluktur! Zaten seni ilk gördüğümde anlamıştım geri zekalı... olmadığını.” Bir dakka bir dakka, mola (derler ya Amerikalılar). “Patron bir dakka siz geri zekalıları mı alıyodunuz?” Tabi ya! Ulan o kadar soruyu kıçımdan uydurmuşum, zaten tutsa sayısal lotocu falan olmam gerekirdi. Demek olayları buymuş. Adam devam etti: “Programımıza uyman için geri zekalı olman lazım. Zihnini anca o şekilde kontrol edip istediğimiz gibi yoğurabiliriz. Moronları çok severim, siliktirler, asla karşı gelmezler, her istediğini uygulayabilirsin. Ben bu işe yirmi küsur yılımı verdim, babam da bir o kadar zaman harcadı. Deneme yanılmalarla bu noktaya geldim. Dişliler çoktan yerine oturdu, sen çok geç kaldın. Biz bu işe bütün servetimizi yatırdık.” iğneyi koluma yaklaştırdı. “ÜLKEYİ MORONLAR YÖNETSİN DİYE Mİ?” baygın numarası yapmayı bırakıp aniden ayağa fırladım ve elindeki iğneye tekme attım. Kendimi ileri atınca kollarımı da kurtardım, gulyabanilerin arasından sıyrılıp dışarı attım kendimi. Arkamdan bağırdı: “Yakalayın, kaçıyor! Hepinizden kopya çekmiş!” Bir insan nasıl herkesten kopya çekebilir? Buna inanmak için geri zekalı olmak lazım :P Öğrenciler işini gücünü bırakıp bana saldırmaya başladılar. Lanet olsun zombilerle dolu bir binaya düşmüştüm sanki. Bir tekme ona, bir yumruk şu kızın suratına, “çekilin be” tekmelerle yumruklarla çıkışa vardım. En sevdiğim T-Shirt L Her neyse sırası değil. Hemen eve uçtum. Annem karşıladı kapıda “Oğlum ne oldu?” “Dur anne iki dakka ya, dershanede yaptılar.” “Ne! Merak etme ben şimdi ararım müdürü.” “Ne müdürü anne ya! Müdür yaptı zaten.” Hemen telefona sarıldım, sertçe elime aldım da denebilir. Dershaneyi aradım: “Aloov?” “Hepinizi şikayet edicem, dershanenizi kapattırıcam, sizi de hapse attırıcam. Bu yaptığınız yanınıza kar kalmıycak. Sizden şüphelenince her şeyi gizli kameraya çektim, programları, öğrencileri (blöf blöf blöf). Sizi Deha Muhtar’a maymun edicem.” “Selamımı da söyle, Faik Hoca dersin, çoktandır görmedim keratayı.” “O da mı?” “Hem de en başarılı öğrencilerimdendi. Sadece o değil. Etrafına bir bak. Konuşmayı beceremeyen matematik profesörleri, dört işlem yapamayan edebiyat hocaları, mühendisler, yöneticiler, memurlar, astronomlar, IQ testi yapılsa hiçbiri tutuk zekayı geçemez, ama en iyi mevkiler onlarda. İki formül, iki kitap ezberleyen profesör oluyor. Üniversiteye girince anlayacaksın. Şimdi hepsi mutlu, onları ben mutlu yaptım. Ayrıca... benim yöntemlerim Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanmıştır, Ramiz’ciğim sağ olsun, ona da çok emeğim geçti. Bana hiçbi şey yapamazsın, ben yasalım.” “İnsan öldürmek de mi yasal?” “Kanıtlayamazsın, üzgünüm. Bu arada eğer başka dershaneye gidersen veya bizi başkalarına anlatırsan seni ortadan kaldırmak zorunda kalırız...” Telefon kapandı. Unuttukları bi şey var, ben hepsinden daha zekiyim, eee? Durun bir dakka düşünüyorum. Pekala, kaba kuvvet, polis, jandarma, sanırım bunlar işe yaramaz. Mahkemelerde de zaten onların adamları var, yani bence var. Tamam, onları cümle aleme rezil etme planı kuralım bir tane... Ertesi gün maymunlar cehennemine geri döndüm. Seri adımlarla binaya dalıp TV odasına gittim. Beni gören öğrenciler, hiçbi şey olmamış gibi davranıyorlardı. Yirmi dakika sonra yayın odasından çıktım ve seri adımlarla, müdür ve adamları beni görmeden kaçtım. O günkü video programı hepsinden özeldi. Tinto Brass’ın en adi filmlerinden biri oynuyordu tavşanla kaplumbağa niyetine. Görevliler her zamanki gibi dışarıdaydı, yayından etkilenmemek için tabi. Ertesi gün tekrar gittim, yine yayın odasına girdim, bıraktığım gizli kameramı (komşu kızına nasip olamadı o kamera bir türlü) alıp cebime koydum. Dışarı çıktııııııım. Müdürle burun buruna geldik. “Yakalayın! Hepinizden kopya......” Moron olan onlar, ben değilim, eleman sözünü bitiremeden ben dışarı uçmuştum bile, laf aramızda iyi koşucuyumdur, özellikle götüm sıkıştığında. Ertesi Gün Şov Haber’de: “Dershanede skandal! Eğitim verecez diye porno seyrettirip, genç zihinleri bulandırıyorlar. Bu dershanenin adı... AZ SONRA!” Porno mu? Tinto Brass adi olabilir, filmleri iğrenç olabilir ama asla porno değildir... Çok merak ediyorum, o programı seyreden öğrencilere ne oldu? Dershane tabi ki kapatıldı. Onları kendi silahlarıyla vurmuş oldum. Müdür kimseye laf anlatamadı, zaten kimse bir daha çocuğunu o dershaneye yollamaya niyetli değildi. Bu ülkenin bu özelliğini çok seviyorum, birini karalamak o kadar kolay ki. Bana ne mi oldu? Şimdilik televizyon kanalından aldığım parayla idare ediyorum, bu arada resme devam. İşsiz olalım ne olcak?
Acı Çikolatalar, Efe Aydal :)
submitted by flozenlol to KGBTR [link] [comments]


2020.07.05 17:10 oguzkra1 Recep Tayyip Erdoğan'ı neden seviyorum sıralı liste

İlk gençlik yıllarında sosyal hayat ve siyasetle iç içe bir yaşam sürdüren Erdoğan, acaba o zamanlar, bir gün REİS diye anılacağını, böyle sevileceğini hayal edebiliyor muydu?
İnsan ne çok hayal kurup vazgeçiyor. İşte vazgeçmeden, bir şeye tutkuya bağlanmak böyle bir şeydi. Sonunda hep gülüş, hep başarı getiriyordu. Bir gün koskoca bir ülkenin sorumluluğunu almak, koskoca bir tarihin yükünü sırtlanmak büyük, çok büyük bir hayaldi elbet. Gençliğinde durup birine anlatmaya kalksan insanların sana gülmeden edemeyeceği kadar büyük.
Demek ki bazen sessiz hayaller kurmak gerekiyordu. İşte bu biyografi, Erdoğan’ın çocukluktan bu yana kaybettiklerinin; ama en çok kazandıklarının ve elbette kazandırdıklarının hikayesiydi. Çünkü O, sessiz hayaller kurup, sağlam adımlar atmayı bilmişti…
Bugün 26 Şubat! Erdoğan'ın doğum günü. Cumhurbaşkanımız 65 yaşında. Kutlu olsun!
📷

Çocukluğu

Recep Tayyip, 26 Şubat 1954’te İstanbul’un Beyoğlu ilçesi Kasımpaşa semtinde Tenzile Hanım ve Ahmet Bey’in oğlu olarak dünyaya geldiğinde, ailesi ona “Recep Tayyip Erdoğan” adını verdi. Recep adını doğduğu gün Hicrî takvime göre Recep ayına denk geldiğinden, Tayyip’i ise, dedesinin adı olduğundan tercih etmişlerdi.
Babası Ahmet Bey, “Bakatalı Tayyip” olarak anılan Tayyip Efendi’nin oğluydu.
Tenzile Hanım, Ahmet Bey’in ikinci evliliğiydi. İlk evliliğini Güneysu’dayken Havuli Hanım ile yapmıştı. Bu evlilikten Mehmet ve Hasan adını verdikleri iki çocukları olmuştu. Ahmet Bey İstanbul’da Şirket-i Hayriye’ye kıyı kaptanı olarak girdi. Hanuli Hanım ile evlilikleri sona ermişti. Burada Tenzile Hanım ile tanıştılar. Ve Ahmet Bey 2. evliliğini Tenzile Hanım ile yaptı. Bu evlilikten Recep Tayyip, Mustafa ve Vesile dünyaya geldi.
Recep Tayyip, sakin ve yeri gelip yokluğu hissettiği bir çocukluk geçirdi. “Reis Kaptan” lakabıyla anılan babası Ahmet Bey’in çocukluğundan gençliğinde karakteri üzerindeki etkisi yadsınamazdı. En çok tatil günlerinde babasının kendisini motorla, Galata ve Tophane’de gezdirdiği zamanları seviyordu. Babasını en iyi bu gezilerde gözlemliyor, sert mizacının altındaki sevilesi adamı fark ediyordu.
Çok asabiydi gerçekten Ahmet Bey. Ve tabii bu asabiyetinin yanında çok da disiplinliydi. İşte Recep Tayyip'i babasına benzeten de bu yanıydı. Özünde asabi yanından korksa da, bu korku o tatlı baba korkularındandı.
📷

Yamalı ayakkabılarla okul yolu

Recep Tayyip, okul hayatına Kasımpaşa’da başladı. Piyale Paşa İlköğretim Okulu’na kaydolmuştu. Okul evlerine yakın değildi. Annesi, onları her gün okula götüremiyordu. Yaz kış demeden, yarım saatlik yolu yamalı ayakkabılarla gidip geliyorlardı.
Durumları pek iyi değildi işte. Her çocuk karınca kararınca bir işin ucundan tutup eve para getirmeye bakardı. Recep Tayyip de annesinin içini suyla doldurduğu bakraçlara buz koyar, mahallelerindeki futbol sahasında soğuk su ve simit satardı. Yatılı okul zamanları geldiğinde de, babasından aldığı harçlıklar kitap masrafına yetmediğinde kartpostal satacaktı… Yazları ise, Rize’ye giderler; çay ve fındık toplarlardı.
Küçük şeylerle mutlu olmayı öğrenmiş koca yürekli çocuklardı onlar. Sokakta oyun oynayacak, kendi oyunlarını kuracak kadar da şanslılardı. İlkokulda teneffüs saatini iple çekerler, kağıtları buruştura buruştura bir araya getirip top yaparlardı. E haliyle birkaç oyundan sonra güzelim ayakkabılar delik deşik, yamaya gönderilir; okul yolunda yamalı ayaklarla bir kısır döngü başlardı.
📷

Hayatının dönüm noktası

Recep Tayyip, 5. Sınıfta hayatının dönüm noktasını yaşadı. O gün, İmam Hatip, onların da hayatına girdi. Okul müdürü, “namaz” konusunu işliyordu. Derste “Kim namaz kılacak?” diye sorduğunda Recep Tayyip parmağını kaldırdı. İhsan Hoca, öğrencisinin namazını izledi. Çok geçmeden babası Reis Bey’i okula davet etti. Ona: “Biz Tayyip’i İmam Hatip okuluna gönderelim” diye fikrini bir çırpıda belirtiverdi. Recep’in kaderi işte o gün değişti belki de. Babası, biraz duraksadı ve “Nasıl takdir ederseniz” dedi. Recep, Piyale Paşa İlkokulu’ndan 1965’te mezun oldu.
Bu nasıl düşündüğüne, nereden baktığına göre değişen bir kader noktasıydı. Çünkü Recep Tayyip, o dönemde imam hatip mezunu olmanın, ülke içinde üniversite kapılarının kapalı olduğu anlamına geldiğini bilmiyordu henüz. Yatılı okuduğu Fatih’teki İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden 1973’te mezun oldu. Kendi deyimiyle bir mücadelenin içinde olduğu zamanlardı. Üniversite konusunda yaşadığı kısıtlamalar sebebiyle liseyi bitirmek için dışarıdan bitirme sınavlarına girdi ve fark olarak gösterilen dersleri verdi. Mücadeleden sağ çıkıp geleceğe yüzünü dönebildi ve Ekim 1973’te Eyüp Lisesi’nden mezun olup ikinci bir lise diploması aldı. Aynı yıl İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne bağlı Aksaray İktisadi ve Ticari Yüksekokulu’na girdi.
1977-1978 döneminde Akademi bünyesindeki yüksekokullar İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Ticari Bilimler Fakültesi adı altında birleştirildi. Recep Tayyip de, Şubat 1981’de mezun oldu. Kurum Temmuz 1982’de kurulan Marmara Üniversitesi’ne bağlandı. Diplomasında adı geçen kurum ise, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi oldu.
Yıllar sonra dönüp bu günlere baktığındaysa en çok sosyal birisi oluşunu takdir edecek ve “İyi ki yapmışım” diyecekti. Çocukluğundan beridir asla asosyal biri olmamıştı. Siyaseti takip etmeye erkenden başlamıştı. Özellikle ortaöğretim boyunca yaşadığı süreç, geleceğini şekillendiren ilk zamanlardı; en değerli safir taşlarından örülmüş zamanlar…
Öyle ki yıllar sonra bir röportajı sırasında şunu diyecekti: “O dönemler olmamış olsaydı, bunlar olmazdı. O sosyal yaşam beni daha sonra siyasete taşıdı. Siyasette de ondan sonrası devam etti".
📷

Futbol merakı

Arkadaşları arasında en çok o severdi top oynamayı. Teneffüs arasında yapılacak 10 dakikalık maçın lezzetini dahi tam tadabilmek için o kağıttan topları kendisi yapardı çocukken; topa ilk ayak vuran o olurdu…
Kağıt topların peşinden koşarken, bayramlarda seyranlarda biriktirdiği harçlıklardan bir top almanın sevincinde, mahallede top koşturdu. Sonra mahalle takımı derken, ilk transferini amatör kümede yaşadı. Bu transferin ücreti 500 liraydı. Recep Tayyip, bir yandan seviniyor, belki bir yandan da futbol sahasında ne kadar su, simit satsa bu parayı kazanırdı, onu hesap etmeye çalışıyordu.
Onun futboldan asıl kazancı para değildi aslında. Terimlerin anlamını zamanla kavrayacak olsa da, kolektif düşünmeyi ve dayanışmayı öğrenmişti. Üstelik sözlük anlamlarının karşılığı olması yanında, bunu gerçekten hissederek öğrenmişti.
Temmuz 1974’te İETT’de geçici işçi statüsüyle işe başladığında da kurumun futbol takımında top koşturmaya devam etti. 18 Haziran 1981’de görevinden istifa etti. Buradan sonra bir süre de amatör takımlardan biri olan Kasımpaşa Erokspor’da oynadı.
📷
(Solda Emine Erdoğan, sağda Tenzile Erdoğan ve kucağında da ilk oğul Ahmet Burak - Asker ziyareti sırasında)

Siyasi kariyerine başlarken

Recep Tayyip, siyasi kariyerine oldukça erken başlamıştı. İlk adımı lise yıllarında “Milli Türk Talebe Birliği”ne girerek attı. 1975’te, üniversitedeyken daha resmi bir adım daha attı ve Milli Selamet Partisi’nin Gençlik Kolu Başkanlığı’na; 1976’da ise, İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanlığı’na seçildi. Bu görevi, MSP, 12 Eylül Darbesi sonrasında kapatılana kadar devam etti.
1982’de askerlik görevi için siyasete ara verdi. Acemi birliğinde geçen 4 aylık süreçte Tuzla Yedek Subay Piyade Okulu’ndaydı. Usta birliği döneminde ise, İstanbul Kağıthane’deki 3. Kolordu 6. Piyade Tümeni 77. Piyade Alayı Karagâh Servis Bölüğü’nde kantinlerin idaresinden sorumluydu. Bu görev sırasında su, simit sattığı zamanlar ne sıklıkla düşüyordu acaba hatırına…
Siyaset, damarlarında akan kandan farksızdı artık, kendini oraya ait hissediyordu. Askerliği biter bitmez kaldığı yerden devam etti; daha da ilerleyecekti. Dönüşü 19 Haziran 1983’te kurulan Refah Partisi’ne katılarak yaptı. 1984’te de Beyoğlu İlçe Başkanı oldu. 1985’te düzenlenen kongrede, “Merkez Karar ve Yürütme Kurulu Üyesi” seçildi ve aynı yıl partinin İstanbul İl Başkanlığı’na getirildi.
20 Ekim 1991’de yapılan genel seçimlerde Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile ittifak yaptı. Erdoğan da, Refah Partisi’nin İstanbul 6. Bölge 1. sıradan adayı olarak seçimlere katıldı. Refah, İstanbul’dan yüzde 16,73 oy aldı.
Erdoğan, 19. Dönem Milletvekili olarak TBMM’ye girmişti. İlk kez gerçekleşen bir uygulama vardı. Seçmenler, parti milletvekillerini sıralamaya bakmadan tercih edebiliyordu. Bu tercihli oy sisteminde seçmenler, tercihini ikinci sıradaki aday Mustafa Baş’tan yana kullandı. Erdoğan için sandıktan çıkan oy 9 binken, Baş için 13 bindi. Sonuçlar açıklandıktan birkaç gün sonra da Erdoğan’ın milletvekilliği Mustafa Baş’a geçti.
📷

Erdoğan evlendi

Erdoğan, 4 Temmuz 1978’te bir konferans verdi. Emine Gülbaran ile de işte bu konferans sırasında tanıştı. Bu adam, bir gün ülkede Başkan olacaktı. Emine Hanım, o gün ileride Türkiye’nin “First Lady”si olacağından habersiz, Erdoğan’ın ışığına kapıldı.
Karşılıklı yansıyan bu ışık, onlara bir evlilik ve 4 evlat getirdi. Kızlarına Esra ve Sümeyye; oğullarına ise, Ahmet Burak ve Necmeddin Bilal adlarını verdiler.
📷

Erdoğan tutuklandı

Erdoğan, 28 Aralık 1986’da yapılan Milletvekili ara seçimlerinde Refah Partisi İstanbul adayı olarak gösterildi; ancak seçilemedi. 26 Mart 1989’da ise, Beyoğlu Belediye Başkanı adayıydı. Yüzde 22,83 oranında oy alsa da yeterli olmadı. Sosyal Demokrat Halkçı Parti adayı Hüseyin Aslan’ın oy oranı, yüzde 29,29’du.
Erdoğan, sonuç birleştirme tutanaklarında usulsüzlük olduğu gerekçesiyle sonuçlara itiraz etti. Ancak İlçe Seçim Kurulu Başkanı 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Nazmi Özcan da kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle Erdoğan’ı mahkemeye verdi; 18 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacaktı.
Dava, Beyoğlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü; ama Erdoğan duruşmaya katılmadı. Hal böyle olunca mahkeme, hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi. Erdoğan, bir ay sonra 27 Nisan günü tutuklandı. Bir hafta Bayrampaşa Cezaevi’nde kaldıktan sonra kefaletle serbest kaldı.
Mahkeme ise, kendisine hakime hakaret suçundan 6 ay hapis ve 20 bin lira para cezası vermişti. Ancak TCK’nin 72. Maddesi uyarınca hapis cezası tecil edildi ve para cezasına çevrildi.
📷

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan

Refah Partisi, 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı için Recep Tayyip Erdoğan, Ali Coşkun, Temel Karamollaoğlu, Veysel Eroğlu ve Nevzat Yalçıntaş için kamuoyu araştırması yaptırıyordu.
15 Ocak 1994’te partinin başkanı Necmettin Erbakan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday ismin Erdoğan olacağını açıkladı. Seçim sonuçları Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olduğunu gösteriyordu.
Erdoğan, Başkanlık döneminde, 4 milyar dolarlık bir yatırıma imza attı; trafik ve ulaşım sorununa karşı 50’den fazla köprü ve çevre yolu inşa edildi.
📷

Erdoğan’ın hapse girme süreci

Tarih 6 Aralık 1997’yi gösteriyordu. Erdoğan, Siirt’te düzenlenen bir açık hava toplantısında yaptığı konuşma sırasında Ziya Gökalp’in, 1912’de, Balkan Savaşı’ndaki Türk askerleri için yazdığı “Asker Duası” şiirinden bir dörtlük okudu. Bu dörtlük şöyleydi;
“Minareler süngü, kubbeler miğfer
Camiler kışlamız, müminler asker
Bu ilahi ordu dinimi bekler
Allah-u Ekber, Allah-u Ekber”.
Erdoğan, okuduğu bu dörtlüğün, bu haliyle Ziya Gökalp’e ait olduğunu dile getirmiş ve şu açıklamada bulunmuştu: “Konuşmamın bütünü incelendiğinde milli birlik ve beraberlik mesajı verildiği görülür”.
Erdoğan’ın konuşmasıyla ilgili bir inceleme başlatıldı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Erdoğan’ın yaptığı konuşmanın görüntülerini inceledi. Görüşlerini, Refah Partisi’nin kapatılması istemiyle açılan davanın görüşüldüğü Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na iletti.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı, Erdoğan hakkında yürütülen “Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesi uyarınca “Halkı din ve ırk farkı gözeterek, kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçlamasıyla hazırladığı iddianameyi, 12 Şubat 1998’de tamamladı.
Erdoğan, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmaya 31 Mart’ta başlandı. Dava 21 Nisan’da, Erdoğan’ın hakkında iddia edilen suçu işlediği yönünde sonuçlandı. Erdoğan, 1 yıl hapis ve 860 bin TL ağır para cezasına çarptırıldı. Ancak duruşmadaki hali göz önünde bulundurularak cezası 10 ay hapis ve 176 bin 666 lira para cezasına çevrildi.
Erdoğan, 3 Haziran’da açıklanan gerekçeli karara göre, “Siirt’te yaptığı konuşma, dindar ve dindar olmayan kesimler arasındaki gerginliği canlı tutmaya çalışıyordu”. Erdoğan, “Bunları inanç birliği maksadıyla söyledim; benim referansım İslam’dır” açıklaması yapsa da, inandırıcı bulunmadı. Kararda yer alan “cezanın ertelenmesine yer olmadığı” ibaresine karşı olarak oy çokluğu için Yargıtay’a başvurma hakkını kullandı. Mahkemenin verdiği kararı, 23 Eylül’de, Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bire karşı dört oyla onaylandı. Bu kararın ardından Erdoğan’a siyasi yasak getirildi; artık bir partiyle veya bağımsız olarak seçimlere katılamayacaktı. O döneme ait Hürriyet Gazetesinin attığı şu manşet Türk medya tarihinin akıllara kazınan ifadelerinden biri olacaktı: "Tayyip'e şok ceza - Muhtar bile olamaz".
📷
Ceza infaz yasası gereği hapis cezası 4 ay 10 güne indirildi. Çeşitli ertelemelerden geçen cezanın ardından, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini bıraktı. 26 Mart 1999’da cezasını çekmek üzere Kırklareli, Pınarhisar’daki Pınarhisar Cezaevi’ne girdi. 24 Temmuz 1999’da ise, tahliye edildi.
📷

Yasaklı döneminde Erdoğan

Anayasa Mahkemesi’nin, Fazilet Partisi’nin daimi olarak kapatmasının üzerinden çok zaman geçmemişti ki, bağımsız kalan milletvekilleri, yeni parti kurma çalışmalarını başlattı. Kendilerini “gelenekçiler” ve “yenilikçiler” olarak adlandırdıkları iki koldan yürüttüler bu süreci.
“Milli Görüşçü” olarak adlandırılan taraf, 20 Temmuz 2001’de, Recai Kutan’ın başkanlığında Saadet Partisi’ni; “değişimci” taraf ise, 14 Ağustos 2001’de, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurdu. Erdoğan, aynı zamanda partinin genel başkanlığına da seçildi.
“Biz milli görüş gömleğini çıkardık” demişti Erdoğan ve kullanılan bu ibare, muhafazakarların büyük tepkisini çekmişti. Bir yandan da sistemli bir çalışma içindeydiler. Yakında seçim vardı ve hazırlıklıydılar. 3 Kasım 2002’de düzenlenen seçimlerde Ak Parti yüzde 34,29 oy oranı ile birinci parti oldu.
Parti bu başarıları gösterirken, Erdoğan, siyasi bakımdan yasaklı olduğundan seçimlere katılamadı; milletvekili olamamıştı. 58. Hükümet, Abdullah Gül başkanlığında kuruldu.
Erdoğan, damarlarında akan kanda dahi siyasetin varlığını hissediyor olmalıydı. Duyduğu üzüntüyü içinde tutup, tekrar siyasi haklarına ulaşmanın yollarını arıyordu.
Siyasi yasağının kaldırılması için TBMM’ye yasa teklifi sunuldu. Aslında bu yasa değişikliği oy çokluğu ile kabul edilmişti, ancak dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, tasarının, “özenle, somut ve kişisel” olduğu gerekçesiyle veto etti. Bir süre aradan sonra, yasa değiştirilmeden tekrar oylamaya sunuldu; meclis tekrar oy çoğunluğu ile kabul etti. Bu kez, Ahmet Necdet Sezer de onayladı. Erdoğan’ın milletvekili olmaması için artık hiçbir engel yoktu ve sağlam adımlarla ilerleyeceği yolunda daha elde edeceği çok başarı vardı. Bu henüz başlangıçtı.
Aynı dönemde, seçimlerde Siirt Milletvekili seçilen Fadıl Akgündüz’ün milletvekilliğinin düşürülmesi, Erdoğan’a ani ve yeni bir kapı açtı. Siirt’teki seçimlerin tekrar yapılmasına karar verildi. AKP’nin ilk sıradaki adayı Mervan Gül adaylıktan çekildi ve Erdoğan, partinin birinci adayı olarak aldığı yüzde 85 oy oranı ile Siirt seçimlerini kazandı.
📷

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

Erdoğan, artık milletvekiliydi. Tüm gençliği boyunca hayalini kurduğu birçok şey için zorlu yollardan geçmiş olsa da, ilk önemli adımı atmıştı.
Sonrası Erdoğan için fazla hızlı ve başarı doluydu. Abdullah Gül, Erdoğan’ın milletvekili seçilmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Sezer’e, istifasını sundu. İstifası onaylanan Gül’ün ardından, Cumhurbaşkanlığından aldığı görevle, Erdoğan, genel seçimlerden yaklaşık 3 ay sonra, 59. Hükümeti kurdu.
Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında yaşayan, kendisini destekleyen ya da desteklemeyen her bireyin sorumluluğunu taşıyordu ve belli ki bu sorumluluğu daha uzun yıllar taşıyacaktı. Ak Parti, 22 Temmuz 2007’de yapılan 23. Dönem Milletvekili Seçimlerinde, aldığı yüzde 46,6 oy oranı ile milletvekili sayısını 341’e çıkardı. Bu aynı zamanda Erdoğan’ın ikinci kez başkanlık koltuğunu hak ettiği anlamına da geliyordu. Aynı durum çoğalarak üçüncü kez de tekrarlanacaktı.
12 Haziran 2011’de gerçekleştirilen 24. Dönem Milletvekili Seçimlerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi, aldığı yüzde 49,83 oy oranı ve 327 milletvekili ile Erdoğan’a üçüncü kez hükümet kurma yetkisini kazandırdı.
📷

Başkanlık sürecinde alt yapı çalışmaları

Özellikle İstanbul’dan yola çıkarak söylenebilir ki, ülkenin en büyük sorunları arasında ilk sıralarda alt yapı ve ulaşım gelmekteydi. Bu sebeple Erdoğan, başkanlığı sürecinde en çok eğilimi bu iki konuya gösterecekti.
2003 yılı sonunda düzenlenen verilere göre ülke genelinde bölünmüş devlet ve il yollarının toplam uzunluğu 4,387 km, otoyollar 1,714 km iken, 2013’e gelindiğinde bu veriler, sırasıyla 20,807 km ve 2,244 km olarak kayıtlara geçecekti. Erdoğan, devletin yönetiminde bulunduğu süre içerisinde, 2014 yılı itibarıyla 471 km’lik bölünmüş devlet ve il yolu inşası gerçekleştirecekti.
Örnekleyecek olursak, 1993’te yapımına başlanan Bolu Dağı Tüneli ve 2000’de başlanan Nefise Akçelik Tüneli, 2007’de tamamlandı. 2003-2014 arasında, devlet ve il yollarında 41,2 km uzunluğunda 84 tek tüp tünel, 86,9 km uzunluğunda 46 çift tüp tünel, otoyollarda 1 km uzunluğunda tek tüp tünel ve 21,1 km uzunluğunda 12 çift tüp tünel açıldı. Tüm yollarda ise, toplam 64,3 km uzunluğunda 151 tek tüp ve 135,8 km uzunluğunda 75 çift tüp tünel hizmete sokuldu.
2004’te, Türkiye’nin ilk deniz altı tüneli olan Maramaray’ın inşası başladı. İstanbul Boğazından geçen Marmaray, 2013’te tamamlandı. 2011’de Avrasya Tüneli ve Konak Tüneli’nin temelleri atıldı. Konak Tüneli, 24 Mayıs 2015’te açılırken, Avrasya Tüneli 20 Aralık 2016’da hizmete girdi. Bu iki tünel Türkiye'nin rüya projelerinin ilk ürünleriydi.
İlk hattı 2009’da Ankara-Eskişehir arasında açılan Yüksek Hızlı Tren, daha sonra birçok ile yayıldı.
2013’te İstanbul Boğazı üzerine üçüncü köprü olarak konumlandırılan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün yapımına başlandı ve 26 Ağustos 2016’da köprü açıldı.
2002’de 25 olarak kaydedilen havalimanı sayısı, Erdoğan sürecindeki çalışmalarla 52’ye ulaştı. İstanbul’daki üçüncü havalimanı inşası ise, 2014’te başladı. Şimdilerde ise İstanbul 3. havalimanın, 29 Ekim 2018'de faaliyete geçmesi bekleniyor.
Erdoğan, Mart 2014 itibarıyla 18’i hidroelektrik santral olmak üzere, 268 baraj inşasına imza attı. Ayrıca, 138 ayrı yerleşim biriminde kentsel dönüşüm ile TOKİ öncülüğünde toplu konutlar yapıldı.
📷

Eğitim süreci

En son 2002’de 11.3 milyar TL olarak kaydedilen eğitime ayrılan bütçe, Erdoğan süreci ile 2014’te, 78.5 milyar TL’ye ulaştı.
Yönetim sürecinde birçok başarılı proje oldu. İlki, 2003’te UNICEF işbirliği ile başlatılan “Haydi Kızlar Okula” kampanyasıydı. Kızların okula gitmesini, eğitim seviyesindeki eşitsizliği noktalamayı amaçlayan bu projenin yürüttüğü kampanya sayesinde, 2002’de yüzde 87 olarak kaydedilen kız çocuğu okullaşma oranı, yüzde 96’lara kadar yükseldi. Bu Cumhuriyet tarihi için rekor bir rakamdı...
Bir ülkenin refah seviyesi kuşkusuz eğitim seviyesi ile paralel seyrediyordu ve eğitimin son durağı üniversitelerdi. 2003’te 70 olarak kaydedilen üniversite sayısı ilk 5 yılda 130’u geçmişti bile. Ülkenin 81 ilinin her birinde en az 1 üniversite oldu.
Sadece okul açmakla bitmiyordu elbet; bir de içinde yürütülen sistem adına bir şeyler yapılmalıydı. 2010’da başlatılan Fatih Projesi kapsamında çeşitli okullarda bazı sınıflara akıllı tahta koyarak işe başlandı. Teknolojinin nimetlerinden faydalanmak gerekiyordu tabii. Çocuklara da tablet bilgisayar dağıtımı başlatıldı.
Sonra 2012-2013 eğitim-öğretim yılından itibaren 4+4+4 eğitim sistemiyle 8 yıllık zorunlu eğitim, 12 yıllık zorunlu kademeli eğitime çevrildi. Başta çok karşı çıkanlar, olmaz diyenler olsa da, çocuk dediğin bir genç ağaç, eğilmeyi bekliyordu. Artısıyla, eksisiyle aslında bu sistem, eğitimin insana zorunluluğunu vurguluyordu. Çünkü ne ilginçtir ki, insan dediğin varlık, zorunlu kılınmayan şeylerin pek heveslisi olmayabiliyordu…
📷

Ekonomik süreç

Ülkede, Ak Parti döneminden önce en son “Kara Çarşamba” olarak da bilinen 2001 Türkiye ekonomik krizi yaşanmıştı. Bu kriz, ülkenin beklenmedik ölçüde ekonomik daralmasıyla sonuçlandı. Dövizdeki yüksek artışa bankacılık sisteminin açmaza girmesi eklenmiş devlet büyük bir mali yükü sırtlanmak zorunda bırakılmıştı.
Bir algı var insanda; zengin hep zengin, fakir hep fakir. Uzun adam, nasıl olmuştu da insanların umudu oluvermişti. Yeni her zaman iyidir mottosunun ürünü müydü bu? 2003’te Erdoğan ülkenin Başbakanı olduğunda, yeninin her zaman iyi olduğunu kanıtlayan o can gelmişti sanki. Belki de karşılıklı güvenin getirisi dört koldan yapacaklarına odaklanan Erdoğan, 2003’ten 2009’a ekonomide büyük bir büyüme sağlamayı başarmıştı. Sayısal verilere göre bakarsak, bu yıllar arasında Türkiye’nin GSMH’si, dünya toplamının yüzde 1,11’inden, yüzde 1,3’sine yükseldi. Bu süreçte, Türkiye edindiği oranla, AB ülkeleri arasında en iyi performansı yakalamıştı. Ayrıca bu süre zarfında, Türkiye’nin Uluslararası Para Fonu’na olan borcu da bitirildi. Ve dahi Türkiye İMF olarak bilinen bu yapıya borç verebilecek ülkelerden biri olmuştu...
Bu başarı, Cumhuriyet’in kurulduğu zamandan bu yana edinilmiş en büyük başarılardan biriydi. Siyasi istikrar sağlandı, ekonomi güçlendi ve dolayısıyla sosyal refah seviyesi yükseldi. Uzun Adam, bu işi başarmıştı. Dönüp çocukluğunda köşede soğuk su satan Recep Tayyip’e teşekkür ediyor muydu acaba?
Çıkışlar kadar inişler de insanlar içindi. Uluslararası krizi takiben 2008’in son çeyreğinde, bir durgunluk başladı. Babalarınızdan sizin kulaklarınıza da yer etmiştir muhakkak; kemerleri sıkma zamanıydı. Durgunluk, 1 yıl sürdü. Türk ekonomisinde ciddi bir küçülmeye sebep olmuştu. İşsizlik oranı, yüzde 10’dan, yüzde 14’e yükseldi. Küresel bir ekonomik krizin etkileri Türkiye'de de kendini hissettirmiş ancak Türkiye güçlü ekonomik yaklaşımdan verilmeyen tavizler sayesinde bu krizi, tabir yerindeyse, ufak sıyrıklarla atlatmıştı. O dönem Erdoğan, bu küresel ekonomik krizin Türkiye'yi teğet geçeceğini söylemiş ve öyle de olmuştu.
Ülkede işler yeniden düzelmeye başlamış; 2010 ve 2011 GSYH, yüzde 9 ve yüzde 8’den daha fazla büyüme göstermişti. Türkiye’yi, Çin’den sonra dünyada en fazla büyüme gösteren ikinci ülke konumuna yükseltti. Bu büyüme, işsizlik oranının da, krizden önceki seviyelere düşmesini sağladı.
2011’de, cari işlemler açığı yüzde 10’luk oranla tarihinin en yüksek noktasına ulaştı; dünya rekoru kırmıştı. Türk Lirasının değeri de, aşırı sermaye girişinden etkilenerek yükseldi. Ak Parti, “Ekonomiyi yeniden dengeleme” başlığı altında bir uyum operasyonuna karar verdi. Bu proje etkisini şu rakamlarla gösterdi: Bütçedeki eğitim payı 2002’de yüzde 10 iken 2011’de yüzde 15’e yükseldi. Sağlık payı da yüzde 2.6’dan, yüzde 5.8’e yükseldi. Bu zaman zarfında GSYH reelde yüzde 50’den fazla yükseldiği için eğitim ve sağlık harcamalarının reel artışı, GSYH içindeki pay artışlarından daha fazla olmuştu.
submitted by oguzkra1 to RecepTayyipErdogan [link] [comments]


2020.04.22 11:04 ferhatt12 Beyler dün kendime "yıkık" dediğim için hepiniz destek oldunuz ama neden "yıkık" olduğumu anlatayım.

Dünkü anlattığım mevzuda sevdiğim kız okuldan lise 2. Sınıfta ayrıldı bende okulda baya yalnız kalmıştım çünkü onunla okula giderken aynı yerden biniyordum, muhabbet falan ediyorduk okulda ama sonra özele gitti. Bende lise 3. Sınıfım ve aşırı kilo vermiştim amk belki bilen bilir, ben çiftçilik yapıyorum ve yaz işleri aşırı ağır eğer makina yoksa. Birde oruç falan derken olduk tay gibi amk biraz da her sabah şınav, mekik falan derkeeen yalandan bir karın kası. Şimdi gelelim asıl noktaya; her lisenin sigara içenlerinin takıkdığı bir yer vardır hatırladınız mı, hani böyle pasaj gibi yada kimsenin göremediği bir yer işte aq serseriler takılır oralarda... Bende o zamanlar sigara içiyorum ama tek başıma oturmuşum telefondan da polemick çalıyor amk sonra işte liseliler gelmeye başladı derken o siktiğimin sürtüğü geldi, " Duygu!" yanıma oturdu ve - Nasılsın? dedi,
-bende iyiyim ama biraz yalnızım şu aralar 6 aylık sevgilimden ayrıldım ,
Dedim ve anlattı sonra orada duygu ile bayaa kanımız tuttu. Artık her sabah aynı saatte aynı yerde sevgiliymiş gibi buluşuyorduk, konuşuyorduk. Bir gün bunla konuşurken bana " Tam çıkılacak çocuksun", dedi. Sonra zaten çıkma teklif etti ama o anda bile aklımda diğer kız vardı fakat onu da yavaş yavaş unutmaya başlamıştım ve Duygunun çıkma teklifini kabul ettim. Sonra ne mi oldu 1 yada 2 hafta sanki 40 yıllık dostmuşuz gibi yaşadım, en azından ben öyle hissettim... Fakat tamda yanıma cana can kana kan olan arkadaşım Harun geldi ve bana tüm olan biteni anlattı, size aynen aktarıyorum :
H : ooo kanka naber, nasılsın?
B : iyiyim harun sen?
H : Bende iyiyim. Senin hakkında bişeyler duydum
B : ne gibi?
H : duygu ile çıkıyormuşsun doğru mu?
B : çıkıyorum 2 hafta oldu iyi birisine benziyor ( bakın burası cidden yaşandı ve bunu dedim)
H : kanka o sandığın gibi birisi değil. Gel senle daha sessiz biryere gidelim adam gibi anlatayım
B : evet anlat bakalım O nasıl birisiymiş? ( ve işte acı gerçekler)
H : Kanka geçen sene (2016'nın ramazan ayında) bu duygu yanıma geldi. Bende Tübitak kimya projesinde görevlisi idim ve tüm proje standlarını kontrol ediyordum. Sonra duygu benle biraz konuşmak istedi bende tamam dedim gittim. Okulun 4. Katında kimya laboratuvarında konuştuk ve bana benle çıkmak istediğini söyledi bende seni s*kiyim öyle olur dedim ama ciddiye alacağını nerden bilebilirdim ki... Sonra bu da geldi ve bende orucumu bozup buna ( deep throat, doggy style, 62, scissor, ve diğerleri..)
H : Kardeşim bu kız orospu, bana cidden sordu ve bende yaptım. Eğer seni daha önce görseydim direk söylerdim bana haberin yeni geldi çünkü
B : tamam kardeşim anladım. Dedim ve duygunun yanına gittim.
Beyler inanmayacaksınız ama O Duygu kaşarı eski ayrıldığı sevgilisi ile benim sabah geldiğim yerde öpüşüyordu. Ben kendi kendime duygu yapmaz öyle şeyler diyip hep buluştuğumuz yere giderken birden öyle birşey görünce artık doğruladım ve çaktırmadım hiç.
İntikam almam gerekiyordu. Çünkü gerçekten sevmiştim amk 2 haftada kim sevilir amk demeyin çünkü ilk çıktığımdı beyler ilk...
Ona öyle birşey yapmam gerekiyordu ki, ezel dizisinde ezelin eyşana cd leri izlettiği gibi amk yani ağlasın istedim çünkü ben ağlamıştım bir orospu için...
Yine otobüs durağındayım bu geldi yanıma ama 2 gün konuşmamıştım sonra dedi işte nasılsın iyimisin hüç sormuyorsun falan. Bende, madem merak ettin sen sorsaydın. Dedim sonra otobüsü geldi bu kaltağın bindi. Sonra bende bindim ama otobüslerimiz farklı ben onun yanına oturdum sonra başladım anlatmaya herşey plana uygun gidiyordu!
B : Ya bu kızlar bizden ne istiyorlar ya?
D : anlamadım?
B : Dün bir arkadaşım ayrılmış sevgilisinden, sonra o kaşar da aldattığı erkek ile yatakta foto atmış .
D : kimse öyle birşey yapmaz
B : Nerden biliyorsun belki yapar.
D : eğer gerçekten sevdiyse yapmaz çünkü güvenirler birbirlerine
B : Ben sana güvenebilir miyim?
D : " Sessizlik" BELKİ!
B : Nasıl yani şimdi senle tartışma yaşasak hemen başka birisi ile yatağa mı gireceksin
D : herşeyi yanlış anlıyorsun ya
B : biliyor musun bu fahişelik, orospuluk işleri çok zeka isteyen bir iş çünkü insanların hisleri ile oynuyorsun ve bunu yaparken çok dikkatli olmak lazım. Ve biraz da acımasız! Çünkü birininin hislerini yaralamak onu gerçekten yaralamaktan daha zordur. Mesela sen eğer beni aldatırsan kesin ağlarım çünkü hislerim çok kuvvetli ve birisi ile bu hisleri paylaştığımda daha da kuvvetleniyor fakat o kişi beni aldattığında o kuvvetli hisler tuz buz oluyor. Nasıl dünyanın en sert maddesi cam çok sert olduğu için kırılıyorsa bende de öyle...
D : Hadi ya gerçekten öyle mi düşünüyorsun (üzülerek)
B : Evet ben böyle biriyim
Beyler Duygunum arkadaşı bana tam saat 02:45 'te mesaj attı ve onun ağlamaktan uyuyamadığını söyledi sonra bana ne dedin falan filam dedi siktir ettim ama o anda gerçekten rahatlamıştım. Benim gibi hissetmesini sağladıysam ne mutlu.
Sonra ne mi oldu duygu yine her sabahki gibi yanıma geldi bir sigara yaktık ve dün Burada eski sevgilisinin gelip ondan özür dilediğini söyledi.
Bende orada ona dedim ki : Şu hayatta ne yaparsan yap ama masum insanların duyguları ile oynama çünkü ben sana gerçekten değer verdim...
D : ne yani şuan vermiyor musun?
B : bana dün erkek arkadaşınla öpüşüp öpüşmediğini söyle!
D : evet öpüştük çünkü o bana gerçekten değer veriyordu...
B : ne yani illa sizi sikmemiz mi lazım.
Dedim ve o anda duygunun yine gözleri doldu ve bir macera daha burada bitti.
Dahası var bu kız Honda manyağıydı ve hep onlardan bahsederdi.
Geçen sene bunun düğünü oldu bende arkadaşımla konvoya takıldım tahmin edin bakalım hangi arabayla
S2000 amk! bu kaltağın yanından geçerken ona bir baktım zaten o bakış ona yetti!
Evlendiği kişi ise Suriyeli amk.
Okuduğunuz için teşekkür ederim beyler yorumlara düşüncelerenizi eklerseniz sevinirim.
submitted by ferhatt12 to KGBTR [link] [comments]


2020.04.15 16:20 hassnictir01 mafya ya giriş hikayem

O zamanlar lise 2 deydim.Hep yalnızdım hiç öyle bir arkadaş grubum yoktu sadece ahmet vardı.Oda sıra arkadaşımdı gereğinden fazla yavşaktı. Herkese yavşar. Popi olmasa bile okulda tanınan bir çocuktu sigara içki de içerdi ortamlara da girerdi. Aramız çok iyiydi sadece ben onun yanında biraz ezik kalıyordum. Artık yalnızlığım başıma tak etmişti. Kız arkadaşımda yoktu ergen adamız kanımız kaynıyo malum abazalıkta var. Ailemdeki herkes sigara içiyor, ahmet bana hep içme derdi. ikram bile etmezdi öyle çok ta süt bir çocuk da değildim semtimde hatrım geçerdi.Çok sevdiğim bir kız vardı selin ona aşıktım. Onla aynı semtte otururduk ortaokul arkadaşımdı. Okulda çok havalıydı çok güzel bir kızdı. Bana göre fazla bir kız ama olsun hayallerim hep ama hep onunlaydı gözümü kapattığımda hep o gelirdi aklıma.Her şey o gün başladı arkadaşım Mert çok tedirgin bir şekilde elinde siyah bir poşetle yürüyordu.O da benim ortaokul arkadaşımdı. Kardeşim bu emanet sende kalsın 1 saate parkta buluşuruz dedi.Ben alamam dedim zorla elime tutuşturdu sonra koşmaya başladı arkasından 2 tane adam geldi sivil polisler silah çıkartıp beni yere yatırdılar.Ben içimden tüm duaları okurken polisler poşeti açtı.
Poşeti açtıklarında poşetin içinde don vardı bildiğin don. Polis sinirlendi yerdeyken bana tekme attı.Ben korkudan napıyosun bile diyemedim. Adam birden taşşak mı geçiyosunuz lan diye bağırdı herkes bize bakıyordu. Ben iyice korkmaya başladım 3,5 atıyordum. Birden adam ayağa kaldırdı beni yüzüme sert bir yumruk attı. Kelepçe taktı ve bir polis arabasına bindirdi ben karakolda ifade verir salarlar sandım ama adam kafama çuval geçirdi. Beni bir anda yolun ortasında indirdi. Kelepçeyi ve çuvalı da çıkarttı eğer dikkat çekecek bir hareket yaparsan bu son hatan olur dedi. Ben şok olduğum için ağzım açık hiç bir şey diyemiyordum. Adam beni takip et dedi diğer elemanda dikkat çekmeden arkamdan geliyordu. Bir anda büyük bir gece kulübüne girdik girdik ViP yerine gittik herkes bana bakıyordu bir şampanya şişesinde yüzümün yansımasını gördüm burnum kanıyor dudaklarımdan aşağıya inip çenemden montuma doğru damlıyordu ama ben hiçbir şey hissetmiyordum.
Bir adam geldi garson şefi falan heralde napıyorsunuz dedi bu sivil polis bunu itmesiyle arkadaki masanın yerle bir oldu bardaklar kırılmış içkiler dökülmüştü içerdeki herkes dans etmeyi bırakıp bize baktı. Takım elbiseli bir adam gelip bizi merdivenlerden indirdi ve geçit gibi bir yere geldik biraz yürüdükten sonra bir yazarhane nin içine girdik içeride marlon adnan vardı. Bana baktı çık dedi sonra içerden 2 el tabanca sesi duydum içeriden marlon adnan çıktı o babamın çocukluk arkadaşıydı beni çok severdi bende ona karşı hep saygıyı davranırdım. Bana baktı korkma dedi.Ben kapı aralığına bakınca etraftakileri kanları farkettim. Sadece ağzım açık bakıyordum.
Senin burda ne işin var oğlum babanın haberi var mı bu işte dedi. diyalog şu şekilde (+ben-Marlon adnan) +Abi noluyo o adamlar kim ne istiyorlar beni niye buraya getirdiler(korkudan ağlıyorum) -Kardeşim benim yanımda güvendesin yanlış bir anlaşılma olmuş heralde sen bana şu poşeti veren çocuğun adresini ver +Abi vallahi bilmiyorum (yalan) -Sana güveniyorum bu çocuğu nerden tanıyorsun +Ortaokul arkadaşım ama evini bilmiyorum -Bak o çocuk senin hayatını karartabilir o çocuktan uzak dur onu gördüğünde yolunu değiştir Bende onaylarcasına kafamı salladım bir anda müzik kesildi ve üst kattan polis telsizi sesi geldi. 'Girdik amirim' Adnan abi adamına işaret yaptı. Sonra ayağa kalktı ve bu olanları unut babana da hiç bir şey deme dedi.Ben yine kafamı sallamakla yetindim. Adnan abi gider adamı içerideki kolonyayı cesetlere döküp çakmakla yaktı baya alevlendi ortalık beni kolumdan tutup sürüklemeye başladı beni bi yere sokup kapıyı açtı ve dışarıya çıkarttı bana koşup eve gitmemi ve normal davranmamı söyledi.Ve içeri girdi. Ben koşarken arkamdan silah sesleri geliyordu. Korkudan ağlayarak koşuyordum ikide bir takılıp düşüyordum.Ama tekrar kalkıp koşuyordum.Eve gittiğimde saat gece 2 ydi. Babam bana nerdesin diye tokat attı. Hayatımda ilk kez babamdan tokat yemiştim. Hemen odama gittim ağlayarak uyandım. Sabah haberlerinde o mekanın yandığını ve içeride 9 polis cesedi olmak üzere 45 ceset bulunduğunu gördüm. Hasta numarası yapıp okula gitmedim...
Okula gitmediğim için annemle evde mal mal oturuyordum zaten mal olmuştum yaşadıklarım sonucunda annem bana dün neredeydin dedi.Bu soruyu bekliyordum.Ama sormakta gecikmişti. Niye bu kadar geç sordu bu soruyu.Ben arkadaşlarımla takılıyordum saati farketmedim. Annem doğru söyle dedi ve tokat attı. Babam ya da annem değil bana vurmak bana 1 kere bile bağırmadılar ben çok şaşırdım bu tepkiyi verince.Ben doğru bu dedim o da geri çekildi ve 'iyice babana benziyorsun' dedi.Ben hiç bir şey demeden odama koştum ve ağlamaya başladım. Akşam babam eve geldi hoş geldin bile demedim. Yaşlı gözlerimle odamda tv izliyordum. Babam odaya girdi. Usulca yanıma yaklaştı ve oğlum sakin ol dedi gözyaşlarımı sildi. Babam otopark işletiyor.Bak oğlum her şeyi biliyorum. Gecede biliyordum sadece sen anlatırsın diye bir şey demedim.Bu yollardan bende geçtim.(+ben - babam) +Baba ben bir şey yapmadım -Yapmadığını biliyorum +Niye bana kızıyorsunuz -Annende ben de senin iyiliğini istiyoruz.Bu işlere karışma... +(sözünü keserek)Baba zaten ben bir şey yapmadım -Sakin ol oğlum +Sakin olamıyorum baba belkide benim yüzümden bir ton insan öldü -Senin bir suçun yok dedi ve gitti. Ertesi gün cumartesiydi. Hemen kahvaltı yapıp Mert'in tüm olanların sorumlusunun evine gittim ve bağırmaya başladım. Dışarı çıktı.(+ben -mert) -Napıyosun lan(götü başı ayrı oynuyor) +Dün olanları anlat lan -Kardeşim kusura bakma(R) +Senin kusurunu sikeyim(Yumruğu geçirdim;) Hayatımda ilk kez vurdum. Bana karşılık olarak çakı yı çıkarttı ve bacağıma sapladı. Çakıyı çıkardığında çakıdan kanlar damla damla yere akıyordu.Ben bu görüntüyü görünce arkaya doğru düştüm.Bir elimle bacağımı bir elimlede kalbimi tutuyordum. Başımda dikildiğini gördüm. Birini aradı ve 'böyle olsun istemezdim' dedi.Ben o anda bilincimi kaybettim. Uyandığımda Hastanedeyim.
Uyandığımda ailem başımdaydı 8 yaşındaki kız kardeşim beni öperek uyandırdı. Yüzüm gülerek uyandım. Bana bakıyorlardı annem ağlıyor babam gözlerini ağlamamak için zor tutuyordu. Babam annem ve kardeşim odadan çıkardı içeri polis girdi. Bana taburcu olduğumda karakola gelmemi söylediler.Bu sefer babama her şeyi anlattım. Bana sakin olmamı söyledi. telefonu çaldı ve bana “Senin yanındayım” dedi odadan çıkarken telefonu açtı. konuşmaya başladı koridor da olmasına rağmen sesini duyabiliyordum. selam vererek açtı telefonu(+Babam) +Kardeşim yakışıyor mu size ? +Bana o çocuğu vericeksin (bağırarak) +Ben onu bunu anlamam cezasını ben vereceğim +Sakin makin olamam Bana baktı ben o sıra uyuyo numarası yaptım. +Benim oğluma kıyan o çocuğu geberteceğim o sırada annem ve kardeşim geldi...
1 ay hastaneden çıkamadım. Babam sık sık telefon görüşmelerinde böyle konuşuyordu.Ben taburcu olduğumda mert'in evine gittim dışarda mert'in ayakkabıları dışarıdaydı. Ordaki arkadaşlarıma sordum mert nerde diye. intihar etti dediler. Ben olayı iyice araştırdım bazı elemanlar vuruldu falan dedi.Ben Adnan abinin yanına gittim ama adnan abi yoktu. Sordum karakoldaymış. Bende hemen karakola gittim.Önce ifademi verdim sonra adnan abiyle görüşme izni almak için orada duran polisin yanına gittim. Bekle dedi ve Adnan abinin kaldığı yere gitti ve benim yanıma geri geldi içeri gir 5 dakikan var dedi. Sanki emri Adnan abi den alıyordu amirinden değil.Ben içeri girdim selam verdim.(+ ben - adnan) +Abi neden burdasın diyemedim tabi abi Mert ölmüş dedim -Babanın sonu da yakın +Ne diyosun abi -Baban öldürdü onu cezasını çekecek +Abi benim babam öyle bir şey yapmaz -Baban işlettiği otoparkına seni kaç kere gece çağırdı Sessizlik oldu +Çağırmadı ama orada kötü bir şey yapmıyor -Tabi kötü bir şey yapmıyor sadece kumardan aldığı parayı sayıyor ve tetikçilerine hedeflerini söylüyor. Babam ben doğmadan 2 yıl hapiste yatmış ama ne yüzünden yattığını bilmiyorum. Bana mantıklı geldi. +Abi doğru söylüyorsun dimi demire doğru yaklaştı ve -Lan benim işim gücüm yok seni mi kandıracağım babana selam söyle ve elemanın verdiği kağıdı ona ver. +ta... tamam abi…
Polis geldi başıyla adnan abi ye selam verdi. Sonra beni dışarı çıkarttı.Çaktırmadan cebime bir kağıt soktu.Ben sinirli bir şekilde eve yürümeye başladım.
Kağıdı açtım ve okumaya başladım -(Babamın adını Ekrem olsun)Ekrem dün cesedi bizim çocuklar buldu. Benim sana verdiğim emanetle adam vurmuşsun. Leşi eğer polisler bulsaydı olay bana patlayacaktı.Bu olay sana olan güvenimi kaybetmeme neden oldu. Senin ve oğlun için 1 görevin var emaneti benim kuruçeşme’deki mekana bırak.Ve iş için benden haber bekle. yazıyı okuduğum gibi soğuk terler her tarafımı sardı götüm bile terlemişti hemde 1 saniye içinde babama kağıdı vermek için otoparka gittim
Otoparkta 1 tane bile araba yoktu. Yazhaneye girdim kasa bomboştu pc gitmişti sonra yerde kan olduğunu fark ettim kamarelar pc ye bağlıydı.pc nin yerde parçalanmış olduğunu gördüm dışardaki kameralara dokunmamışlar ama yazhanedeki kamera kırılmış şekilde yerdeydi. Polisi sonra da annemi aradım. Anneme anlattım annem ağlayarak babandan bıktım ben annemin yanına gidiyorum ne hali varsa görsün deyip yüzüme kapattı.Çok öfkeliydi. Demek ki annem babamın ne haltlar yediğini biliyordu. Gelen polisler tam 5 araba da geldiler indiklerinde 15-20 kişi vardı ordan hemen soru sormaya başladılar. Kamera yedekleri olup olmadıklarını sordular o an aklıma ama tel için neutron adlı bir uygulama var o uygulamada kamera yedekleri canlı izleme gibi özellikler mevcut ama o an hiç bir şey aklıma gelmedi.Bi anda karakoldaki kağıt veren adam geldi ve bana takoz bir telefon verdi. Adnan abi arayacak dedi ve olay yeri inceleme bantları astılar bizim otoparkın ruhsatı yoktu bu olay da hemen çıktı ve otopark mühür yedi. Yani ruhsat çıkmadan açılmayacak otopark. Beni eve yolladılar tam kamera kayıtlarına bakarken Adnan abi aradı..
Selam bile vermedi Adnan abi direk konuşmaya başladı.(- Adnan abi +ben)
-Kardeşim özür dilerim +Abi ne diyosun sen -Bak seni severim babanı daha da çok severdim... Bir iç geçirdikten sonra devam etti -Baban Mert in canına kıydı ama Mert yalnız değildi, hiç yalnız olmadı. +Ne demek istiyorsun Adnan abi -Babandan intikam alacaklar onu kaçıranlar... Çok derin iç çekiyordu nefesi sanki ensemdeydi. -Mert onların tetikçisiydi. +Abi Mert daha kaç yaşında bab... Sözümü keserek devam etti -18 yaşından küçük olanlar daha az ceza yediği için onu seçtiler hemde çevresi olan serseri bir çocuktu.Her neyse ben burdan yarın çıkacağım sende kendine ve ailene dikkat et sizede intikam almak için zarar verebilirler. Telefonu yüzüme kapattı. Hemen annemi aradım, açmadı çıldıracaktım annem neden telefonunu açmıyordu.O sırada ahmet aradı(+ben - ahmet) -Lan gerizekalı kaç gündür arıyorum neden açmıyorsun +Kardeşim (ağlamaya başladım) -Lan iyimisin evde misin ? +eve.. evet
Telefonu yüzüme kapattı yarım saat sonra kapı çaldı elinde 6 bira ve cebinde çok açık şekilde olan 2 tane davidoff(sigara) hemen içeri aldım. Sarıldım kardeşim deyip olanları anlattım.O da efkarlandı bende.Ben hayatında sigara içmeyen süt sayılan çocuk 1 gecede 1 pakete yakın sigara ve 2 bira içmiş kusa kusa ölüyordum. Sabah kalktığımda ahmet simit almış simitle kahvaltı yaptık Ben Adnan abinin yanına gidecektim Ahmet bende gelicem diye tutturdu. Bende zaten tek korktuğum için ahmet’le gittim.
Ben ilk kez içtiğim için başım falan dönüyor ahmet in koluna girip yürüyorum. Aşağıya indik Ahmet in motoruna bindik tarif ettim yolu bas gaza dedim.O da hızlı sürüyor baya 15 dk ye gittik bu ahmet hızlı sürdüğü benim başım iyice dönüyordu.Bir baktım Adnan abi korumalarıyla dışarı çıkmış normalde hep tek tabanca gezerdi.3 araba hazırladı korumaları Adnan abi ortadaki mercedes'e bindi diğerleri siyah range di.Ben motordan inip kusmaya başladım. Ahmet “adamı kaçırıyoruz sırası mı şimdi” dedi.Ben kendimi biraz topladım sonra yürü takip edelim dedim. Motora bindik.
Yetişmek için muallak 110 bastı motor da scooter tir tir titriyor. Baktık ki boş bir ormanlık alana park ettiler bizde bir 100 metre falan gerilerinde scooter ı ağaçların arasına sakladık. Onları çok net görebiliyorduk bir baktık ki 5 tane siyah range çok hızlı bir şekilde Adnan abilerin yanına gitti.Ve arabalardan 10-15 kişi indi. Adnan abiler 8 kişiydi.Bir tane şık giyimli adam aşağıya indi 50 li yaşlarında bastonla gezen bi adam adnan abinin tam önünde durdu. Kısık sesli konuşmaya başladılar. Sonra Adnan abi sinirlenip.
-Menderes beni tanımamışsın dedi.(silahını hızlı bir şekilde çıkardı) Menderes in adamları daha hızlı çıktı ve Adnan abileri taradılar sadece Adnan abi den bir el ateş sesi duydum ve Menderes bacağını tutup yere attı kendini.5 saniye içinde yerde 6 ceset vardı. Menderes i adamları araba koyup hemen kaçtılar ben koşmaya başladım Ahmet dur gerizekalı dedi ve tuttu beni. Adamların gözden kaybolduklarını görmeden başımı kaldıramadım Ahmet lan şu adam yaşıyo dedi. Hemen baktım o adam Adnan abiydi. Yaralı bacağımla Adnan abinin yanına koştum Abi diye bağırdım(+ben -adnan abi) -anlaşamadım babanı alamadım…
Ağzından çıkan kanlar konuşurken fışkırıp yüzeme geliyordu.Ben sadece bakıyordum.
-Al bu tespihi benim mekanlarım artık senin mekanın (elime gümüş bir tespih verdi) Ahmet dizlerinin üstüne çöküp boş boş bakıyordu. -Al bu benim silahım artık senin silahın (gümüş renginde parlayan bir silah) +Abi adna.. Sözümü keserek -Babanı sen kurtaracaksın benim mekana git tespihi göster ye... +adnan abi
Adnan abi ölmüştü. Bacağımı zorladığım için kanıyordu ama bunun benim mi yoksa adnan abinin mi olduğunu bilmiyordum silahı kemerime soktum tespihi cebime attım motora atlayıp hastaneye gittik bacağıma pansuman lazımdı.
Hastaneye giderken yoldan gecen herkes bize bakiyordu savas gazisi gibi etrafta dolaniyordum. Hastenin onune geldigimizde beni goren doktor hemen sedye getirdi yatirdi ahmet konusmaya basladi ama ben baya kan kaybetmisim olayin sokundan haberim yok neyse bunlar konusurken beni bi odaya soktular. Ben orda bayildim. sabah uyandigimda yalnizdim ahmet i annesi eve cagirmis cocuk da gitmek zorunda kalmis. Doktor geldi yanima nasilsin dedi
Ben iyiyim ne kadardir yatiyorum dedim cok kan kaybettin en az 2 gun daha burdasin umarim sigortan karsilar dedi. Babamin maddi durumu Allah’a sukur iyidir ben parada sıkıntı olmaz dedim tamam sen dinlen dedi. Benim kafami gommemle 12 saat daha deliksiz uyumam bir oldu. Beni annem tokatlayarak uyandirdi gozlerimi açınca mutluluktan agalamaya basladi kucuk kardeşim de elimi öpüp “iyimisin abicim” diyordu bende iyiyim prenses diyordum.
Annen kardeşimi yolladi ve bana olanları sordu.Ben her seyi anlattim. Artik ailemden bir şey saklamayacaktim annem Menderes adini duyunca bir gozleri doldu bende Menderes adini duyunca aklima silah ve tespih geldi hemen isler taka sarmisti. Annem silah ve tespihi soylemedim. Annem bana Menderes'in babamin eski is ortağı olduğunu söyledi. Annemle tanisinca gecmis hayatina bir sunger cekip Menderes'e siktiri cekmis.O günden sonra babam Mert olayına kadar hiç Menderes’le konusmamis.
2 gun yattıktan sonra Ahmet geldi beni motorla hastaneden almak için hastanenin önüne park etti. Anneme kaçıp gitmesini babamı kurtaracagimi soyledim annem de gönlünün razı olmadığını belirterek tamam dedi. Taksiye binip otogara gitti. Kucuk prensesim de bana saç tokasini verdi ve beni unutma abicim seni cok şeviyoyum dedi benim gozlerim doldu.
Ahmet’le motora binmeden once emanetle tespihi sordum “bende” dedi. Icim rahatladi.
Motora bindik ve Adnan abinin mekana gittik tespihi gosterdigim beni vip yerinden iceri aldilar siyah takim elbiseli adamlarla doluydu hepsi Kocaman bir masa vardi mafya babalari oturuyordu ben hayatimda hic olmadigim kadar cesur davranip belimden tabancayi cikardim ordakim herkes silahlarini cikartmisdi.
Hepsi tek bir ters harekette delik desik ederlerdi beni.Ben usulce silahi masaya koydum ve tespihi cikarip Herkese gostererek silahin ustune koydum bağırarak
-Menderes Adnan abimizi Öldürdü. Dememle herkes sok oldu tekila icenler shot atarak bardaklari masaya sertce vurdu.
Herkes bana bakarken bir anda başka bir adama baktilar bu adam Menderesti basini yavasca yukarı kaldırdı ve bastonuna tutunarak yanima geldi.Ben 3,5 atarken elini omuzuma koydu yiğenim gel senle bir yürüyüşe cikalim dedi.Ben bir sey diyemeden yurumeye basladik beni dar koridorlardan geciriyordu ve arkamizda 1 tane adam vardi. Agzindan su kelimeler dokuldu
-Babani severdim baban eskiden benim icin calisan bir tetikciydi ise basladigi zaman senin yaşlarındaydi ama senden daha uzun ve gucluydu hemde acımasızdi. isime yarayan ve sevdigim tek kisi oydu yasi buyudu ve annenle tanıştı bu isten ayrilmak istediğini soyleyerek bana bir terbiyesizlik yapti bizim camiamizda boyle seyler olmaz…
Adam cok iyi bir konusmaciydi bu acik ve netti ben konusmasini bolemiyordum cok akici konusuyordu sonra devam etti.
-Baban ne yaptı biliyorsun dimi benim yanimda çalışan bir genci öldürdü…
Tam o sırada bir kapının önüne geldik. Adamina isaret cakti ve kapiyi actirdi. Iceride babam vardı. Ama bu yaşadıklarimdan sonra soğukkanlilikla beni buraya niye getirdiniz dedim. Menderes de şaşırdı.
-Babanı görünce mutlu olursun sandık Bende -Babam serbest kalirsa mutlu olurum Dedim Sonra babamin yanina gittim cok kotu dovmuslerdi yaklasik 1 hafta oluyordu sakallari uzamis 2 gozu mor burnu yamuk ve disleri dokuk olan kisi babam olamazdi…
Gozlerim doldu.
Menderes konusmaya basladi
-Baban ve sen özgürsun bir daha bana veya bir adamima bulaşırsanız sonunuz Adnan gibi olur dedi ve basini one egip ağır adimlarla gitti
Babam konusamiyordu. Ahmet kosarak geldi Ekrem abi dedi ve ben bir koluna girdim o bir koluna girdi.Onu dışarı, çıkarırken Menderes e ofkeli gozlerler bakiyordum .
Taksiye binip hastaneye gittik. Bana bakan doktor ne haltlar karıştiriyorsun dedi. Cevap vermedim sonra tekerlekli sandalye getirdi bana sinirli bir sekilde bakiyordu babami dag gibi adam babam tekerlekli sandalyede boynunu saga bulmus yatiyordu. Hemen bi odaya yatirip serum tuttular polis cagirdilar.
Sokakta buldugumu soyledim polislere, babamin uyaninca karakola gelmesini soylediler. Sonra gecmis olsun diyip gittiler. Annemi arayıp babamin burda olduğunu soyledim. Annem bir oh cekti. Doktor yüzü asik bir şekilde yanima gelip babama burnu icin ameliyat yapacaklarini soylediler.Ben uyaninca yaparsiniz dedim.Ama burnu cok yamuldugu için nefeste sıkıntı olur acil dediler.
Bende kabul ettim babamin Hesabindaki para suyu çekmişti hastane ozeldi.
Annem hemen geldi gece gündüz babamin başında bekliyorduk okuldan arıyorlardı surekli annemle okula gidip devamsizligimi sildirdim.1 ay boyunca girmedigim sinavlara girdim yeniden ders calismaya baslamistim.1 ay sonra okuldayken annem “baban uyandi” diye aradi cikista taksiye binip hastaneye gittim annem doktorla tartışıyordu.
Biliyordum para yüzündendi hemen iceri girdim babama sarildim babama hic bu kadar içten sarildigimi bilmem bana yaptiklari odetecegiz oglum…
Ben artik eskisi kadar masum degildim artik daha ciddi olgunlasmis ve soğukkanli bir insandim. Annem para mevzusunu soyleyince babam bana Avni diye bir adamin adresini verdi adamin babama 13 bin lira verecegi varmış. Ben adrese gittim. Ben villa falan beklliyordum apartmana gelmistim babami arayip kati ve daireti sordum 4.kat 25.daireye girdim ama kapiyi acmiyordu.
Sinirlendim ve kapiya cok da sert olmayacak şekilde tekme attım bir sandelyenin ustunde oturan bir adamin kafasindan kanlar akmis kurumustu masada 3 serit kokain in vardi 3.cu şeridin yarisini icmisti. Normalde kacardim ama paraya ihtiyacim vardi. Nedense cesedi gordugumde midem bile bulanmadi artik tiksinmiyordum artik alismistim...
Cekmeceleri karıştırdım ama boklu donlardan başka bir şey yoktu. Evden tam cikacakken ayak sesleri geldi ben korkup yere dusen silahi elime alip kapiya dogru nisan aldim…
Ayak sesleri yaklastikta ellerim daha cok titriyordu.
En sonunda konuşma sesini bu ses Menderes in sesisydi. Hemen silahı aldığım yere koydum ve içeriye koştum. içerdeki bir koltuğun arkasına uzandım kulağımı yere koydum Menderes tek değildi ama kaç kişiydiler bilemiyorum. Menderes içerideki ceseti görünce
-Gerizekalılar bir bokuda becerin bu silahın burda ne işi var…
Normal bir şekilde bir konuşmaya devam ettiler beni farketmedikleri için şükür ediyordum.Ama bir anda kafama silahın namlusunun dayadı birisi.Bir anda koşarak bir biri daha geldi beni kaldırdı biri bir koluma diğeri diğer koluma girdi. Kaçmam imkansızdı. Beni Menderes in yanına götürdüler.
Menderes konuşmaya başladı.
-Seni de babanı da uyardım siz falanca(soyisim yerine yazdım) ne laftan anlarsınız ne dayaktan.
Ben buna sinirli bir şekilde baktım. Sonra piç sırıtması yaptı ve cebinden Adnan abinin tespihini çıkardı. Tespihi ucundan sağ eliyle tutuyordu.Bir anda elini geriltti.Ve tespihle tokat attı bana(Ben yere düşen boncukları topladım bi 10-15 tane toplayınca).Devam etti
-Hepiniz böyle dağılacaksınız Ben bir anda bağırdım -intikamım acı olacak!(O kadar çok bağırdım ki sesim apartmanda eko yaptı ve boğazım acıdı).
Bir anda apartmandan sesler geldi. Yaşlı bir teyze noldu diye bakmaya geldi.O sırada ben yine olsa yapamayacağım bir hareket yaptım ve Menderes le adamları kadına bakarken ben adamın kafama dayadığı silahı elinde almaya çalıştım alamayınca ittim adam cesede 1 kurşun daha sıktı yanlışlıkla. Diğer adam benim arkamdan sarılmaya çalıştı ben dirsek attım. Hayatımda koşmadığım kadar hızlı koştum.
Babamın yanına gittim olayları anlattım. Babamın gözlerindeki öfke ateşi bu sözlerle daya çok harmanlanmıştı. Yüzünü pencereye çevirdi ve bir şey söyledi. Duyadamım ne dedin dediğimde
Takımı tekrar toplayacağız dedi Ben de artık bir şeyleri anlamaya başlamıştım. Babam -Hazırmısın? Dedi.Ben babamın oğluydum ve onun kadar cesurdum neye dedemeden direk -Hazırım
Dedim taksiye binip otoparka gittik. Babam mühürü kırıp yazhaneye gitdik içerideki çekmeceden adnan abinin tespihinin aynısını çıkardı. Sonra arkadaki depo ya gittik içerde patlak lastik teyip tamir kutusu ilk yardım kutusu gibi şeyler var. Babam tamir kutusunu açıp içindeki her şeyi döktü ve gizli olan gözü açıp içinden adnan abinin silahının aynısını çıkardı. Hemen arabamıza bindik (audi a4) Ormanlık bir alana gittik eski bir ev vardı ama evin ışıkları açıktı. Babamla arabayı parkedip evin içine girdik. içeriden mini etekli kızlar tekila dağıtıyordu.. içerisi çok büyük ve gösterişliydi dışardan ilgi çekmiyordu. Herkes bize bakıyordu. içeriden fısıltılar geldi Ekrem... Ekrem abi.
Babama içeride olan yaşlı bir adam işareti çaktı hemen babam adamın elini öptü. Babam olayları anlatıcan biliyoruz dediler ve içerideki ofise gittik 30 kişi toplantı salonu gibi bir odaya gitmiştik herkes yerine oturmuş arkalarında korumaları tetikte bekliyordu. Babam silahını ve tespihini çıkarttı herkeste aynı tespih ve silahtan vardı. Belliydi bu bir mafya ailesiydi. Babam intikam almamız lazım deyince elini öptüğü yaşlı adam sen reisi mi öldüreceksin dedi. Ben şaşırdım ama babam soğukkanlılıkla devam etti.(-babam + yaşlı adam)
-Az kalsın beni öldürüyordu
+Yaptıkların sonucunda ölmeyi hak etmedin mi? Babam yutkundu ve devam etti
-Benim bu dünyadaki mirasımı alıyordu (bana bakarak dedi)
+Oğlun hiç boş durmamış Böyle devam etti konuşma.En sonunda babamı 6 kişi destekledi.
+Siz 6 nız gidin ne bok yerseniz beni uğraştırmayın Dedi ve kalın uzun ve damarlı * puroyu ağzına aldı ayaklarını masaya uzatıp eliyle gidin işareti yaptı. Bizi destekleyen 6 adamdan sadece 2 si bizimle gelmeyi kabul etti. Uzun olan adamın adı Kerim. Karadenizli olana adamın(Burnu 30 cm ve kemikli)Dursun. Dursun bizi ofisine götürdü ve plan yapmaya başladık.
Babam ben dahil toplam 28 kişiydik herkes de bir tabanca olacaktı. Sonra son bir haber geldi Menderes yarın uçakla londra’ya gidiyorumuş.Tam olarak plan yapmadan apar topar gecenin 2 sinde Menderes in mekanını basmaya gittik.Şimdi düşünüyorumda bir baba oğluna 16 yaşındayken eline silah verip mafya stajyerliği yaptırır mı?
Mekan kocaman bir kumarhaneydi tabi dışardan bakımsız bir villa gibi gözüküyordu.
Babam sigarasını yaktı. Ve arabadan inmeye başladık 28 kişilik küçük bir orduyduk 10 kişi arabaların yanında kalıp güvenlikleri arabaya çekip bizim içeri girmemizi kolaylaştıracaktı.
Hemen ateş etmeye başladık güvenlikler arabaya doğru koşmaya başladı biz tam koşarlarken villanın kapısına girmeye çalıştı bizi biri farketti ve taramaya başladı sadece silah sesleri ve elime yüzüme sıçrayan kanları hissedebiliyordum.Ama şoktaydım sanki felç inmişti.En sonunda babam beni tutup aşağıya yatırdı. Bizden biri o adamı halletti ve içeriye ateş ederek girdik herkes masanın altına saklanmıştı. içerideki güvenlikler ateş edemedi içeride müşteriler vardı.O an hepsi bir şey yapmayın deyip silahlarını yere attı bizim dışarda arabanın yanında duranlar dışarıdakileri halletmişti. içeriye onlarda girince rahat bir 20 kişi vardık içeride 4 tane güvenlik vardı.
Babamla ben yukarı çıktık, babam tüm odalara tekme atıp içeri atlıyordu ama tüm odalar boştu.Tek bir oda kaldı yavaşça kapı kulpunu indirdim.Ve içeride prensesim vardı.Abi der demez Menderes prensesimin başına silahı dayadı babam hemen yanıma geldi. Bağırmaya başladı.Ben tekrar şoka girmiştim babam bırak.. yoksa... yoksa... ölürsün kelimeler kulaklarımda takılıyordu her şey ağır çekimde gerçekleşiyordu Menderes geri dur.. yoksa... ölür.. beni buna mecbur bırakma diyordu.
Babam bir anda silahını Menderes e doğrulttu Menderes tetiğe bastı.Ve küçük kız kardeşimin prensesimin kanları diğer duvara doğru akmaya fışkırmaya başladı. Babam Hayır diye bağırdı.Ve dizlerinin üstüne çöktü.O sırada Menderes babama silahını doğrulttu.Ben de belimdeki silahı almaya çalıştım.Ama menderes daha hızlıydı babamı tam kalbinden vurdu.Ben silahı çıkarınca tam 11 el ateş ettim en sonunda mermi bitmişiti Menderes karnını tuttu ve geri geri gitmeye başladı.Bir anda arkasındaki camı kırıp yere kapaklandı. Babam bir eliyle kalbini tutu diğer eliyle ağzından çıkan kanları tutmaya çalıştı sonra bana o baygın gözlerle bakıp yüzüstü yere çakıldı.
Ben hala şoktaydım 30 saniye öylece yerdeki 3 cesede baktım. Sonra polis sesi geldi. Aşağıdaki elemanlardan biri beni uyarmak için yanıma geldi etrafı görünce beni kolumdan tutup zorla dışarı çıkarttı tam aşağıya inecekken polislerin aşağıda olduğunu gördük ve Menderes in kırdığı camdan aşağıya tutunarak indik.
O orman evine gittik olayları anlattık o gün orada kaldım annemi aramama rağmen telefonlarımı açmıyordu. Ertesi gün eve gittim ve evde anemin bıraktığı notu gördüm gitmiş ve bir daha gelmeyecekmiş. Ahmeti aradım gelirken 1 kasa bira 10 dal kalın puro ve 2 paket parliament almasını söyledim 30 dk ye geldi.Ve bana sınıfta kaldığımı söyledi.Ben hiç siklemedim.
Dursun abi beni cezaevinden aradı teshpihini bana verdi. Ve şöyle dedi
-Benim hiç erkek oğlum yok tüm suçlarım ortaya çıktı müebbet yedim senden başka bunu verecek kimsem yok. Dedi, ben direk kabul ettim ve onun koltuğuna oturdum. 17 yaşıma geldiğimde milyonlarla oynanayan bir çocuktum...
submitted by hassnictir01 to kopyamakarna [link] [comments]


Kasım Süleymani'nin 2 ülkede, 4 gün sürecek cenaze töreni başladı Çağla Tuğaltay için geri sayım başladı son 87 gün. Erkekler ve Kızlar Gün İçinde Olanları Değerlendirdi - Fenomen 6. Bölüm Ölen Annesi İçin Geldiği O Ses Türkiye'de Tüm Jüriyi ... {Swag Bad Boy} [Min Yoongi ile hayal et] 2.Bölüm Harun'un Kızlar Hakkındaki Düşünceleri Tartışıldı - Fenomen 22. Bölüm

‘Kim bu Süslümanlar?’ – Nilay Örnek

  1. Kasım Süleymani'nin 2 ülkede, 4 gün sürecek cenaze töreni başladı
  2. Çağla Tuğaltay için geri sayım başladı son 87 gün.
  3. Erkekler ve Kızlar Gün İçinde Olanları Değerlendirdi - Fenomen 6. Bölüm
  4. Ölen Annesi İçin Geldiği O Ses Türkiye'de Tüm Jüriyi ...
  5. {Swag Bad Boy} [Min Yoongi ile hayal et] 2.Bölüm
  6. Harun'un Kızlar Hakkındaki Düşünceleri Tartışıldı - Fenomen 22. Bölüm
  7. Taş Kağıt Makas - YouTube

Çağla Tuğaltay için geri sayım başladı son 87 gün. ... MÜJDE Çağla Tuğaltay için zaman ... Sırlarla Dolu Çatalca Cinayeti.1.Bölüm Agah ve Necmi Işık'ı kim öldürdü? ... Kasım Süleymani'nin 2 ülkede, 4 gün sürecek cenaze töreni başladı Süleymani için binlerce kişinin katılımıyla düzenlenen cenazenin, Irak'tan sonra İran'da da... UNUTMA SEN YOKSAN BİR KİŞİ EKSİĞİZ KANALA ABONE OL https://www.youtube.com/c/BaaTTiNF%C4%B0RARDA Türkçe Sapık Şarkılar https://www.youtube.com/wa... İşte o zaman başta anlamadım bu kadının kim olduğunu. Ama birkaç gün sonra üvey annemin olduğunu öğrendim. ... Ağlamaya başladı. Oyunu zaferle bitirdim. ... Sustuğumda kızlar ... Eğlenceli kızlar için videolar. Müfettiş Sema kutuları yeni açmış oldukları iş yerlerini kontrol ediyor. ... tütü yapıyoruz. Arkadaşlar, Barbie baleye başladı ve bütün gün evde ... Kim “Fenomen” olacak, kim popüler kalacak? ... Erkekler ve Kızlar Gün İçinde Olanları Değerlendirdi - Fenomen 6. Bölüm ... en popüler yüzleri olabilmek için yarışacak. Hedefleri ... Kim “Fenomen” olacak, kim popüler kalacak? ... olabilmek için yarışacak. ... ile 18 Nisan Pazartesi 15:45’de TV 8 ekranlarında başladı. Hafta içi her gün yayınlanacak “Fenomen ...